Türkiye'nin siyasi arenasındaki en tartışmalı adımlardan biri, Büyük Millet Meclisi'nden (TBMM) bir heyetin İmralı Adası'na gerçekleştirdiği ziyaretle dün gece gündemin zirvesine oturdu. Bu ziyaret, yıllardır süren Kürt sorunu ve terörle mücadele ekseninde yeni bir sayfa mı açıyor, yoksa mevcut gerilimleri daha da mı körüklüyor? Heyet, AKP, DEM ve MHP milletvekillerinden oluşan karma bir yapıya sahipti ve terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmede, hem iç dinamikleri hem de bölgesel gelişmeleri kapsayan derinlemesine mesajlar aldı. Ziyaretin ardından sızan notlar, Öcalan'ın Kandil ve YPG'ye iletilmek üzere talimatlar verdiğini ortaya koyarken, bu durumun TBMM'nin itibarını zedeleyip zedelemediği sorusu da kamuoyunda yankılanmaya başladı. Uzmanlar, bu adımın 100 yıllık bir hesaplaşmanın sonu olabileceğini söylerken, halkın büyük bir kesiminin sessiz tepkisi dikkat çekiyor.
Ziyaretin arka planı, Türkiye'nin 100 yıllık tarihinde benzeri nadir görülen bir sembolizm taşıyor. Heyet üyeleri, İmralı'ya adım attıklarında, PKK lideri Öcalan'ın yıllardır süren tecrit koşullarından sıyrılıp, doğrudan TBMM temsilcileriyle yüz yüze gelmesiyle, devletin bu örgüte karşı tutumunda bir paradigma değişikliği sinyali verdi. Konuşmacılar, bu ziyaretin intikam döngüsünü kıran bir "intikamın intikamı" olarak nitelendirildiğini vurguluyor. Özellikle, Öcalan'ın PKK'yı kuran ve yöneten kişi olarak, yüzlerce cinayet emri verdiği iddiaları yeniden gündeme geldi. 1999'dan beri İmralı'da olmasına rağmen, PKK'nın gerçekleştirdiği bombalı saldırılar, intihar eylemleri, çocuk ölümleri ve güvenlik güçlerine yönelik katliamların hepsinin Öcalan'ın bilgisi ve onayıyla yapıldığı savunuluyor. Öcalan'ın, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDF) kuruluşundan HDP gibi Kürt partilerinin liderliğine, hatta PKK/KCK talimatlarından Kandil'e sessiz kalma emirlerine kadar her şeyi koordine ettiği belirtiliyor. Bu bağlamda, ziyaretin PKK'ya "yenilgi değil, senkronizasyon ve eşitlik" mesajı verdiği, örgütün prestijini artırdığı yorumları yapılıyor. Halkın bu eşitlik algısını kabul etmediği, bir gün hesap soracağı ifade ediliyor.
Heyetin İmralı'daki görüşmesi, Öcalan'ın notlar ve mesajlarla dolu bir oturum şeklinde geçti. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) aracılığıyla zaten düzenli iletişim kurulan Öcalan, bu kez TBMM heyetine özel ilgi gösterdi. Özellikle AKP'li Hüseyin Yayman ve MHP'li Fetih Yıldız'a yönelik sıcak yaklaşımı dikkat çekti. DEM Parti milletvekili Sırrı Süreyya Önder'i ise adeta bir sekreter gibi konumlandırarak, "Gulistan" notlarının Kandil ve YPG'ye iletilmesini emretti. Öcalan, MHP lideri Devlet Bahçeli'yi "orijinal mimar" olarak övüp göklere çıkardı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk çözüm sürecindeki temkinliliğini haklı buldu. Sürecin başarısızlığını FETÖ'ye bağladı, "Şimdi öyle bir risk yok ama İsrail sorun çıkarıyor" diyerek dış dinamiklere işaret etti. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir konuşmasında "İsrail'in kışkırttığı devletin kendi çıkarına olduğu" ifadesini hatırlatarak, sürecin İsrail'in tutumuna göre şekillendiğini ima etti. Bu durum, Özgür Özel'in "gömülmesine" yol açtı yorumlarına neden oldu. Öcalan, Suriye meselesini çözmek için Mazlum Abdi'yi (SDF komutanı) arayacağını ve onun dinleyeceğini söyledi, ancak PKK'nın YPG'den daha zor ikna edileceğini ekledi. Mazlum Abdi'nin yakın zamanda "Gerekirse İmralı'ya gelirim" demesi, onun da yakında ziyaretçi olabileceği spekülasyonlarını artırdı. Salih Müslüm gibi isimlerin "kızıl meşalelerle" karşılandığı bir ortamda, Mazlum Abdi'nin nasıl selamlanacağı sorusu da gündeme geldi.
Öcalan'ın mesajlarının en çarpıcı kısmı, silahsızlanma ve direniş kırılmasına dair itiraflarıydı. Mağaralardan çekilme ve silah bırakma girişimlerinin yavaş gittiğini kabul eden Öcalan, TBMM heyetinin ziyaretinin PKK direnişinde psikolojik bir eşik aştığını, bundan sonra hızlanacağını belirtti. Heyete, "Bunu söylemeyin" diye öfkeyle tepki vererek, "İnsanlar beni anlamıyor, bazıları sürecin ruhuna göre hareket etmiyor" dedi. Bu sözlerin DEM Parti eşbaşkanlarına, hatta Edirne Cezaevi'ndeki Selahattin Demirtaş'a mı yoksa YPG'ye mi yönelik olduğu merak konusu. Bülent Arınç'ın açıklamalarıyla çelişen bu ifadeler, Demirtaş'ın "Dışarıya samimi paylaştığım görüşleri yansıtmadım" itirafıyla örtüşüyor. Öcalan, YPG'nin Suriye yönetimine entegre olmasını, "lejyonerler" olarak adlandırılan PKK kadrolarının (yurtdışından gelenler) temizlenmesini ve DEM gibi parlamentoda mücadele etmelerini önerdi. Türkiye'nin Suriye Kürtlerine "koruyucu ve abi" rolü üstlenmesini istedi, aksi takdirde herkesin kaybedeceğini vurguladı. Bu detaylar, gazeteci Şamil Tayyar tarafından paylaşılıp silinen bir uyarıyla yayıldı, çünkü görüşmelerin kamuya açıklanması yasak. Hüseyin Yayman, hastanede olduğunu söyleyerek sorulara yanıt vermedi, ancak Öcalan'dan en çok ilgiyi gören isim oydu.
Ziyaretin sembolik boyutu, PKK ve Kürt tabanına yönelik bir mesaj olarak öne çıkıyor. TBMM'nin Öcalan'ı ziyaret etmesi, onu Türk devletiyle eşit bir müzakereci konumuna yükseltiyor, yılların güvensizliğini sıfırlıyor. Bu, Öcalan'a "en sevimli adam" imajı kazandırma riskini taşıyor ki, terör örgütü lideri olarak yüzlerce ölüme imza attığı unutulmamalı. Ziyaret sonrası DEM Parti'nin Kandil ve YPG'ye mesaj iletmesi, MİT'in devlet zirvesi tutanaklarını Öcalan'a sunması, sürecin koordineli bir devlet operasyonu olduğunu gösteriyor. Ancak, bu gizlilik eleştirileri de beraberinde getirdi. Neden basına kapalı? PKK lideri Karayılan ve Bayık gibi isimler neden bilgilendiriliyor da halk değil? Toplumun büyük tepki gösterdiği, destekleyenlerin azınlıkta kaldığı belirtiliyor. AKP'ye yakın gazeteciler, bu ziyaretin kamuoyuna açıklanması gerektiğini savunuyor. Cem Küçük, "İmralı konuşmalarını halka anlatın" derken, Tülay Hatimoğlu benzer uyarılar yaptı. Şamil Tayyar ise "PKK biliyor da halk neden bilmesin?" diye sordu. MHP kanadından sessizlik hâkim, bu da AKP-MHP arasında gerilim olup olmadığını sorgulatıyor.
CHP'nin bu süreçteki rolü de ayrı bir tartışma konusu. Özgür Özel'e CHP heyetinin AKP'lilere İmralı'ya gitme teklifi geldiği, ancak bunun gizli tutulduğu iddia ediliyor. Neden gizli? CHP komisyonunda evet oyları çıkmasına rağmen, karar Özel ve Merkez Yürütme Kurulu'na bırakıldı, Ekrem İmamoğlu'nun müdahalesi etkili oldu. Bu, Kılıçdaroğlu'nun olası bir iktidarda süreci başlatacağı kehanetini hatırlatıyor. Bahçeli ve Erdoğan'ın, Kılıçdaroğlu'nu bu yüzden "PKK meselesi"yle zayıflatmaya çalıştığı teorisi dolaşıyor. 2017'den beri Erdoğan'ın mutlak otorite olduğu, devletin partiyle iç içe geçtiği bir ortamda, bu sürecin saraydan ve MİT'ten yönetildiği kabul ediliyor. Bahçeli'nin milliyetçi kanadı yatıştırma rolü üstlendiği, yoksa "kıyamet"in kopacağı söyleniyor. AKP-MHP'nin bu konudaki "Aşil topuğu" olduğu, İmralı ziyaretinin partiyi kapatma ve yeni bir oluşumla Öcalan'ı kurucu lider yapma riskini taşıdığı vurgulanıyor.
Bölgesel boyutlar, Öcalan'ın mesajlarını daha karmaşık hale getiriyor. Suriye Kürtleri için Türkiye'nin "koruyucu abi" olmasını isteyen Öcalan, ABD ve İsrail'in İran'a karşı SDF/YPG üzerinden hazırlık yaptığını ima ediyor. YPG/SDF ile Elçer arasındaki 8 maddelik anlaşma (Mart-Mayıs, Ekim'de yansıması), Mazlum Abdi'nin orduya katılmasını, Rojava'da sınır korumasını öngörüyor. ABD'nin Afganistan'ı üs olarak terk etmesi gibi, bu yapı İran saldırısı için zemin mi hazırlıyor? Öcalan'ın İsrail vurgusu tesadüf değil. Küresel örnekler de çarpıcı: ABD/İsrail, Müslüman Kardeşler'i, Hizbullah'ı, Hamas'ı terörist ilan ederken, Venezuela lideri Maduro'yu da aynı kefeye koydu. Türk Hava Yolları'nın Venezuela seferlerini iptal etmesi, Maduro'nun öfkesini çekti, Türkiye'yi terk edilmiş hissettirdi. Müslüman Kardeşler'in (AKP'nin geleneksel kolu) ve Hamas'ın tepkisi bekleniyor, Erdoğan'ın Sisi'yle ilişkileri bu baskıyı artırabilir. Öcalan, "Türkiye benim koruyucum" diyerek, Barzani modeli bir dönüşüm ima ediyor – başındaki cümleyle Rojava'da yerel yönetimin dönüşümü.
Bu ziyaretin sonuçları, yeni bir partinin diaspora, hapishane ve Kandil'den kurucularla kurulması, siyasi yasakların kalkması gibi adımlarla somutlaşabilir. DEM Parti, bu kişilerin dağlardan inip istihdam sorunu yaşayacağını söylüyor, ama devlette yeni kadrolar mı açılacak? Sürecin ruhuna uymayanlar – YPG, DEM eşbaşkanları veya Demirtaş – uyarılmış durumda. Toplumun sessiz çoğunluğu, bu eşitlik mesajını reddederken, ziyaretin PKK'ya moral verdiği kabul ediliyor. Bahçeli'nin "Büyük infaz yaparız, gerekirse asarız" tehdidi, idam refleksini gösteriyor, ama medya sessizliği, bu karma heyeti halka açıklamayı zorlaştırıyor. Uzmanlar, sürecin güvenli olmadığını, İsrail ve ABD dinamiklerinin her şeyi değiştirebileceğini söylüyor. Türkiye, bu 100 yıllık hesaplaşmayı kapatırken, yeni risklerle yüzleşiyor. Ziyaretin gerçek anlamı, önümüzdeki günlerde Kandil'den ve Suriye'den gelecek sinyallerle netleşecek. Halkın tepkisi, bu sürecin kaderini belirleyecek mi? Sorular bitmiyor, cevaplar ise gizemini koruyor.