Siyaset sahnesinde tansiyon hiç düşmüyor; liderlerin açıklamaları, mektuplar ve kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar gündemden inmiyor. Vatandaşlar her sabah yeni bir gelişmeye uyanırken, özellikle iktidar kanadından ve ortaklarından gelen açıklamalar kafa karışıklığı yaratmaya devam ediyor. Meclis kürsülerinden yapılan sert çıkışlar ve verilen mesajlar, siyasi atmosferi ısıtırken, bu sözlerin ne kadarının eyleme döküleceği ise büyük bir merak konusu. Gündemdeki sıcak başlıklar, sadece iç politikayı değil, dış ilişkilerdeki dengeleri de sarsacak nitelikte.
Son günlerde özellikle Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli'nin grup toplantısındaki açıklamaları dikkatleri üzerine çekti. Eski ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik sert eleştirilerde bulunan Bahçeli, "veryansın" etti. Ancak bu sert çıkışların zamanlaması ve geçmişte yaşananlar, eleştirilerin odağında. Siyasi kulislerde, bu tepkilerin neden olayların sıcak olduğu dönemde değil de şimdi verildiği sorgulanıyor. "Atı alan Üsküdar'ı geçti" yorumları yapılırken, geçmişte sineye çekilen hakaretlerin bugün yeniden gündeme gelmesi manidar bulunuyor.
Hatırlanacağı üzere, Trump geçmişte Cumhurbaşkanı'na yönelik diplomatik nezaketle bağdaşmayan, hatta hakaret içeren ifadelerin yer aldığı bir mektup göndermişti. "Aptal olma" gibi ağır ifadelerin kullanıldığı ve ekonomiyi mahvetmekle tehdit eden o mektup, devlet kayıtlarına geçmişti. O dönemde bu ağır sözlere karşı sessiz kalınması ve gereken tepkinin anında verilmemesi, bugün yapılan açıklamaların inandırıcılığını zedeliyor. Bahçeli'nin bugünkü çıkışı haklı bulunsa da, o gün sessiz kalanların bugün konuşması "geç kalmış bir tepki" olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, "Terörsüz bir ülke" yaratma vaadiyle yola çıkan siyasi ittifakın, bu konuda somut adımlar atmakta zorlandığı görülüyor. Meclis'te kurulan komisyonlar ve yürütülen süreçler, vatandaşı oyalamaktan öteye gidemiyor gibi bir algı oluşturuyor. Özellikle Abdullah Öcalan ile ilgili tartışmalar, tahliye senaryoları ve İmralı'dan çıkış planları konuşulurken, sürecin tıkanması dikkat çekici. Siyasi sacayağının ortakları arasında yaşanan fikir ayrılıkları ve Meclis'te yaşanan gerginlikler, planlanan sürecin işleyişine dair soru işaretlerini artırıyor.
Sadece terör meselesi değil, meclis aritmetiğini değiştirmeye yönelik hamleler de gündemde. Siyasi partiler arası transferler, rozet takma törenleri ve bu transferlerin arka planındaki vaatler konuşuluyor. Özellikle muhalefet partilerinden istifa edip iktidar saflarına geçen milletvekilleri, yeni anayasa süreci ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için kritik bir rol oynuyor. Bu transferlerin "hizmet" aşkından ziyade, "ilk seçimde listede yer alma garantisi" veya "bölgesel sorunların çözümü" gibi pazarlıklar üzerine kurulu olduğu iddiaları, siyasetin etik boyutunu tartışmaya açıyor.
Son olarak Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır'ın iktidar partisine geçişi ve rozet takma törenindeki tavırları, bu transfer borsasının en güncel örneği olarak karşımıza çıkıyor. Daha önce adı sanı pek duyulmamış isimlerin, bir anda "iki başkomutan" gibi abartılı ifadelerle gündeme gelmesi ve liderlerin fotoğrafları önünde esas duruşa geçmesi, siyasi tarihimizdeki "transferci vekil" profilini bir kez daha hatırlatıyor. Ancak tarih, bu tür transferlerin genellikle siyasi bir silinmeyle sonuçlandığını ve "kullanılıp kenara atılma" ile bittiğini gösteriyor.




