Gerçek Gündem Haberleri

Siyasetteki Akıl Almaz Gelişmeler ve Vatandaşın Anlam Veremediği Söylemler

Türkiye siyasetini sarsan olaylar zinciri! Kritik muhatap kim? Perde arkasındaki asıl görev ne? Dar ağacı sözlerinin arkasında gizlenen büyük siyasi hesaplaşma. Uzun makalede gizemli detaylar ortaya çıkıyor.

Türkiye siyaseti, son dönemde yaşanan gelişmelerle adeta çığırından çıkmış durumda. Siyasetçilerin üst üste gelen, birbiriyle çelişen ve vatandaşın anlam vermekte zorlandığı açıklamaları, ülkedeki durumu karmaşık bir noktaya taşıdı. Dün söylenenlerin bugün tam tersi bir politikaya dönüşmesi, kamuoyunda büyük bir şaşkınlık yaratıyor. Bu süreçte ne muhalefet partilerinden büyük bir tepki geliyor ne de ortalığı ayağa kaldıran bir durum gözleniyor, bu da yaşananların normal bir siyasi akışın ötesinde olduğunu düşündürüyor.

Ancak bu karmaşanın ortasında, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı kritik açıklamalar, siyasetin bilinmeyen dehlizlerine ışık tutuyor. Bahçeli, daha önce "al bu ipi de as o katili" dediği Abdullah Öcalan için, içinde bulunulan sürecin "en ciddi muhatabı" tanımlamasını yaptı. Bu açıklamanın hemen ardından gelen ürkütücü bir cümle ise siyaset kulislerini altüst etti: "Bu uğurda varsın sonumuz dar ağacı olsun".

Dar Ağacı Söylemi: Laf Olsun Diye mi, Yoksa Gizli Bir Tehdit mi?

Türkiye’de halihazırda idam cezasının bulunmadığı bir ortamda, bir siyasi liderin kendi sonu için dar ağacını telaffuz etmesi, akıllara hemen büyük bir soruyu getiriyor: Bahçeli'yi dar ağacına göndermek isteyen birileri mi var, yoksa bu söylem siyasi bir manevra mı?.

Kimi yorumcular, Devlet Bahçeli'nin siyasi amaç gütmeyen bir figür olduğunu, yaptığı pek çok konuşmanın aslında "laf olsun torba dolsun" misali olduğunu savunuyor. Ona göre, Bahçeli'nin siyasi hayatı boyunca oy almak, oy kaybetmek veya barajı aşmak gibi kaygıları yoktur. Ancak bu dar ağacı çıkışının ardında, normal şartlarda idam gerektirecek bir suçun işlendiği veya işleneceği izlenimi de mevcut. Eğer gerçekten idam cezası gerektiren bir durum varsa, bu, siyasi aktörlerin şu anda ne kadar tehlikeli bir sürecin içinde olduğunu gösterir.

Siyasi Hayatın Sonu: Erdoğan'ı Gayya Kuyusuna Çekme Planı

Ancak kulislerde konuşulan ve kaynaklara göre güçlü dayanakları olan asıl iddia, Bahçeli'nin bu çıkışlarının basit bir laf ebeliği olmadığı yönünde. İddia odur ki, Devlet Bahçeli'nin siyasi hayatında tek bir hedefi vardır: Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatını bitirmek.

Bu amacın gerçekleşmesi için Bahçeli'nin kullandığı en büyük fırsat ise Erdoğan'ı, Abdullah Öcalan'ın affedilme noktasına getiren ve İmralı'ya milletvekili gönderen cumhurbaşkanı konumuna sokmaktır. Erdoğan'ın, bugüne kadar ilk kez bir siyasi lider karşısında suskun ve itaatkâr davrandığı gözlemleniyor. Bu durum, Bahçeli’nin elinde, Erdoğan'ı bu yola mecbur bırakacak çok önemli kozların bulunduğuna işaret ediyor. Bahçeli, görevi uğruna kendi siyasi kariyerini bile riske atabileceğini daha önce göstermiştir (örneğin, erken seçim kararı). Eğer bu operasyon başarısız olursa, Erdoğan ile birlikte Bahçeli’nin de siyasetin gayya kuyusuna gideceği, geri dönüşü olmayan bir sona sürüklenecekleri iddia edilmektedir.

Muhatap Tartışması ve Göz Ardı Edilen Hukuk Devleti

Sürecin "en ciddi muhatabının" Öcalan olarak gösterilmesi, vicdani ve siyasi açıdan büyük tartışmalara neden oldu. Öcalan, halkın büyük bir kesimi (Kürtler dahil %80’i) tarafından dahi nefret edilen ve lanetlenen bir figür olarak kabul edilirken, 50.000 kişinin katlinden sorumlu olduğu suçlamasıyla yargılanmış bir kişidir.

Peki, eğer gerçekten barış müzakerelerinin sürdürülmesi gerekiyorsa, neden muhatap olarak Kürt siyasi hareketinin en yetkin ve yetkili ismi Selahattin Demirtaş seçilmiyor?. Demirtaş, hakkında Anayasa Mahkemesi ve uluslararası mahkemelerce tahliye kararı verilmiş olmasına rağmen cezaevinde tutulmaktadır. Uzmanlara göre, Kürt seçmenlerin %80-90'ı müzakereleri yürütecek kişi olarak Demirtaş’ı görmektedir. Yetkililerin ise 23 yıldır hapiste tutulan ve örgütlerin bile ciddiye almadığı bir kişiyi tek çözüm figürü olarak göstermesi, 85 milyon insanın duygularıyla alay etmek ve ulusal onuru zedelemek olarak yorumlanmaktadır.

İmralı Görüşmeleri: İcraat mı Kabahat mi?

Yaşanan bu kritik süreçle ilgili bilgi şeffaflığı ise sıfır noktasında. Kamuoyuna açık açık konuşulmasına rağmen, İmralı’ya giden komisyonların kayıtları, görüşmelerin içeriği ve sonuçları hakkında halka bilgi verilmemektedir. Hatta bazı AKP'li heyet üyelerinin (Hüseyin Yayman iddiaları) adaya gittiklerini inkar etmeye çalıştıkları bile öne sürülmüştür.

Siyaset felsefesinde "icraat ve kabahat kardeştir" sözü sıkça kullanılır. Eğer yapılan iş iyi bir icraat olsaydı, siyasi irade bunu gururla sergiler, fotoğraflar yayınlardı. Ancak bu kadar gizlilik ve inkâr, yapılanların ne kadar kötü ve mide bulandırıcı bir "kabahat" olduğunu göstermektedir. Yöneticilerin, hisse sahibi olduğu devletin yaptığı işleri vatandaşlardan gizlemesi, bu sürecin ne kadar problemli olduğunun bir göstergesidir.

Erdoğan’ın Güç Algısı ve Kılıçdaroğlu’nun Sessizliği

Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi gücünün abartıldığı ve Bahçeli’nin aslında Erdoğan’ı esir aldığı, istediğini yaptırdığı iddia ediliyor. Kamuoyu araştırmaları, halkın %75 ila %80’inin Öcalan’la siyasi müzakerelere şiddetle karşı olduğunu göstermektedir. Bu durum, Erdoğan'ın siyasi olarak o kadar da yenilmez olmadığını, hatta büyük bir risk aldığını ortaya koymaktadır. Erdoğan'ın artık şapkasından tavşan çıkaramayacağı, en fazla pamuk oyuncak tavşan çıkarabileceği söyleniyor. Bugün tek tavşan, sadece Bahçeli’nin şapkasındadır.

Bu kritik süreçte, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumu da tartışma konusu oldu. Kılıçdaroğlu’nun, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları üzerinden yaptığı kapalı video açıklamaları, yeni yönetim (Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel) tarafından kendisine destek verilmemesi olarak algılanıyor. Siyasi uzmanlar, Kılıçdaroğlu’nun bu davranışlarının, muhalefetin 31 Mart seçimlerinde kazandığı büyük başarıyı ve iktidarı değiştirme potansiyelini baltaladığını belirtiyor. Kılıçdaroğlu’nun bu süreçte Erdoğan’a İmralı görüşmeleri üzerinden hesap sormak yerine, kendi partisini eleştirmesi, "midesizlik" olarak nitelendiriliyor.

Belediye Başkanlarına Yönelik Siyasi Baskı ve Hukuki Gerçekler

Öte yandan, muhalif belediye başkanlarına yönelik hukuki süreçler de devam ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki iddianame süreci devam ederken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında da soruşturmalar gündeme geldi (konserlerle ilgili sorumluluklar gibi).

Bu süreçlerin ardındaki amacın, Mansur Yavaş’ı ve İmamoğlu’nu korkutmak ve pes ettirmek olduğu düşünülüyor. Ancak Mansur Yavaş, kendi döneminde yapılan kanunların (şirket yöneticilerinin alt kadroların işlediği suçlardan mesul olmamasını sağlayan kanun, ki bu kanun ilk olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde çıkarılmıştır) kendisini koruduğunu belirterek Danıştay’a başvurdu. Bu tür davalardan sonuç çıkmayacağı, başkanların sağlam durduğu öngörülüyor. Eğer bu muhalif yöneticiler beraat ederse, Erdoğan’ın siyasi hamlelerinin boşa düşeceği ve Öcalan'la görüşmekle suçlanmakla birlikte, bir de belediye başkanlarını boş yere yıpratmış olacağı yorumları yapılıyor.

Siyasal İslam'ın Sonu ve Küresel Bağlantılar

Yaşanan bu siyasi krizin, sadece iç dinamiklerle sınırlı olmadığı, Suriye’deki gelişmelerle de bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Bölgede YPG/SDG güçleriyle Suriye yönetimi arasında barıştırma çabaları olduğu, ancak bu çabaların çatışmalar nedeniyle sonuçsuz kaldığı biliniyor.

Siyasal uzmanlara göre, Devlet Bahçeli'nin hamlelerinin altında, Siyasal İslam akımını Türkiye’de bitirme hedefi de yatmaktadır. Bahçeli’nin, Erdoğan’a, "bu işin içinden sıyrılarak teslim olmasını" ve Siyasal İslam’ın bir daha iktidara gelme ihtimalinin kalmamasını sağlamasını istediği belirtiliyor. Bahçeli’nin açıklamaları, siyasi iradeye çok kötü mesajlar gönderdiği ve demokratik siyasetin içine idam gibi geçmişte büyük travmalara neden olmuş konuları karıştırmanın yanlış olduğu uyarısıyla sonlanıyor.

Sonuç olarak, Türkiye’de siyasetin dışarıdan göründüğü gibi basit olmadığı, bir liderin (Bahçeli) diğer lideri (Erdoğan) büyük stratejik hesaplarla esir aldığı ve muhalifler üzerindeki baskının ise sadece siyasi bir sindirme aracı olduğu; tüm bu karmaşanın merkezinde ise 50.000 kişinin katlinden sorumlu tutulan bir figürün (Öcalan) kritik bir muhatap olarak dayatılmaya çalışıldığı derin bir kriz yaşanmaktadır. Futbol dünyasının efsanesi Cruyff’un dediği gibi, futbol çok basittir ama basit oynamak zordur; siyasette de görünen basit hamlelerin ardında, çözülmesi zor, karmaşık ve hayati sonuçları olan büyük oyunlar yatıyor.