Son günlerde siyaset sahnesi, psikolojik bir tanımlama üzerinden yürüyen sert bir tartışmaya ev sahipliği yapıyor. Bir siyasi parti liderinin, iktidarın geçmişteki politikalarını ve süreç yönetimini eleştirirken kullandığı benzetmeler, beklenmedik bir cephede rahatsızlık yarattı. Özellikle geçmişte yaşanan çözüm süreçleri ve sonrasında gelişen olaylara atıfta bulunarak yapılan uyarılar, muhalefet bloğundaki diğer partiler tarafından tepkiyle karşılandı. Tartışmanın odağında ise "Stockholm Sendromu" ve "celladına aşık olmak" ifadeleri yer aldı.
Ana muhalefet lideri, yaptığı bir konuşmada, iktidarın belirli bir kesime yönelik politikalarını eleştirirken, bu kesimin temsilcisi konumundaki siyasi hareketin, iktidarın geçmişteki tavırlarını unutarak yeniden bir diyalog sürecine girmesini eleştirdi. Bu durumu, kurbanın kendisini rehin alan kişiye duygusal bağ geliştirmesi olarak bilinen Stockholm Sendromu'na benzetti ve "celladına aşık olmamak lazım" uyarısında bulundu. Bu ifadeler, geçmişte yaşanan acı tecrübelerin, kayyum atamalarının ve tutuklamaların hatırlatılması amacı taşısa da, muhatap alınan parti tarafından sert bir dille reddedildi.
İlgili partinin eş genel başkanları, bu metaforun kendileri için kullanılmasını "en hafif tabiriyle bir akıl tutulması" olarak değerlendirdi. Yapılan açıklamalarda, cellatların kim olduğunun gayet iyi bilindiği, geçmişte yaşanan acıların, faili meçhullerin ve köy boşaltmaların hafızalarda taze olduğu vurgulandı. Parti sözcüleri, kendilerini "kurban" statüsüne sokmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini belirterek, bu tür benzetmelerin siyasi nezaketten uzak olduğunu savundu. Tartışma, "muhalefetin muhalefetle kavga etmemesi gerektiği" yönündeki temennilere rağmen karşılıklı açıklamalarla devam etti.
Eleştirilerin odağındaki genel başkan ise daha sonra verdiği bir röportajda, sözlerinin doğrudan bir partiyi hedef almadığını, genel bir siyasi durumu analiz ettiğini belirtti. İktidarın ve ortağının geçmişte Kürt seçmene yönelik tutumlarını hatırlattığını ifade eden lider, karşı tarafın gösterdiği alınganlığı anladığını ancak konuyu uzatmak istemediğini dile getirdi. "Canları sağ olsun" diyerek tartışmayı sonlandırma eğiliminde olsa da, "geçmiş defterler açılırsa herkesin borçlu çıkacağı" yönündeki imalı uyarısını da yineledi. Siyasi kulislerde bu polemiğin, olası ittifak senaryolarını ve meclisteki iş birliği zeminini nasıl etkileyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.