Son günlerde siyasetin gündemine damga vuran en sıcak tartışma, psikolojik bir terim olan "Stockholm Sendromu" üzerinden yürüyen polemik oldu. Ana muhalefet lideri, iktidarın geçmişteki uygulamalarını ve kayyum politikalarını hatırlatarak, muhalefet bloğundaki diğer partiye yönelik "Celladına aşık olmamak lazım" uyarısında bulundu. Bu benzetme, karşı kanatta büyük bir rahatsızlık yarattı. İlgili partinin eş genel başkanları, bu metaforun kendileri için kullanılmasını "en hafif tabiriyle bir akıl tutulması" olarak nitelendirerek sert bir dille reddetti.
Tartışmanın fitilini ateşleyen konuşmada, geçmişte yaşanan acı tecrübeler ve siyasi baskılar hatırlatıldı. "Dün elinden zor kurtulduğunuz celladınıza aşık olmayın" çağrısı, karşı tarafça "Biz celladımızı faili meçhullerden, yakılan köylerden tanırız, bizi kurban yapmaya kimsenin gücü yetmez" şeklinde yanıtlandı. Siyasi nezaketin sınırlarını zorlayan bu karşılıklı atışmalar, meclis koridorlarında ve basın açıklamalarında geniş yankı buldu. Her iki taraf da geçmişin hafızasını canlı tutarak kendi tabanlarına mesaj verme gayretine girdi.
Polemiğin büyümesi üzerine ana muhalefet lideri yeni bir açıklama yaparak sözlerine açıklık getirdi. Bir gazeteye verdiği demeçte, doğrudan bir partiyi hedef almadığını, hangi siyasi parti olursa olsun iktidar ve ortağının geçmişte seçmenlere yaşattıklarını anımsattığını belirtti. Karşı tarafın alınganlık gösterdiğini ifade eden lider, "Canları sağ olsun" diyerek tansiyonu düşürmeye çalışsa da, "Geçmiş defterler açılırsa herkes borçlu çıkar" uyarısını yapmaktan geri durmadı. Bu tartışma, muhalefet cephesindeki ittifak dengelerinin ne kadar hassas bir zeminde yürüdüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.