Ankara kulisleri son günlerde hiç olmadığı kadar hareketli. Siyasetin zirvesinde esen soğuk rüzgarlar, kapalı kapılar ardında konuşulan senaryolar ve liderlerin karşılıklı hamleleri, gündemi bir anda değiştirdi. Günlerdir kamuoyunun merakla takip ettiği tartışmalar, sonunda en yetkili ağızdan gelen çarpıcı açıklamalarla bambaşka bir boyuta taşındı. Herkesin kafasında soru işaretleri yaratan "muhalefet ne yapacak?" sorusu, aslında göründüğünden çok daha derin bir stratejik satranç oyununun parçasıymış. Ancak bu oyunun kurallarını kimin koyduğu ve masadaki asıl teklifin ne olduğu, yapılan son açıklamalarla gün yüzüne çıktı.
Tartışmaların fitili, muhalefet cephesindeki geçmiş ve şimdiki liderlik arasındaki görüş ayrılıklarıyla ateşlenmişti. Özellikle eski genel başkanın, iktidara karşı daha radikal bir tavır alınması gerektiği yönündeki imaları ve "sine-i millet" (meclisten çekilme) çağrısı, siyaset koridorlarında bomba etkisi yaratmıştı. Bu çağrı, sadece bir strateji önerisi değil, aynı zamanda mevcut yönetimin iktidarla mücadelesindeki kararlılığını sorgulayan bir eleştiri olarak algılandı. "Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir" ekseninde gelişen bu söylemler, parti tabanında da dalgalanmalara neden olurken, gözler mevcut genel başkanın bu baskı karşısında nasıl bir tavır alacağına çevrilmişti.
İşte tam bu noktada, beklenen o detaylı analiz ve karşı hamle geldi. Bir televizyon programında konuşan Özgür Özel, söz konusu "sine-i millet" çağrısının arka planındaki büyük tehlikeyi gözler önüne serdi. Mesele sadece meclisten çekilmek veya sert muhalefet yapmak değildi; asıl mesele, bu hamlenin kime yarayacağıydı. Özel, duygusal tepkilerle hareket etmenin muhalefeti nasıl bir felakete sürükleyeceğini anlatırken, aslında iktidarın ellerini ovuşturarak beklediği bir senaryoyu ifşa etmiş oldu. Bu senaryo, muhalefetin kendi eliyle kendi kalesine gol atmasından başka bir şey değildi.
Özel’in dikkat çektiği ve "AKP’nin tuzağı" olarak nitelendirdiği durum, tamamen anayasal matematik ve seçim aritmetiği üzerine kuruluydu. Şayet muhalefet milletvekilleri topluca istifa edip sine-i millete dönerse ne olacaktı? Anayasa gereği, meclis üye tam sayısının yüzde 5'i (yani 30 milletvekili) boşaldığında, üç ay içinde ara seçime gidilmesi zorunluydu. Muhalefet, 130 milletvekiliyle meclisten çekildiği an, sadece bu boşalan koltuklar için 60-90 gün içinde sandık kurulacaktı. İşte can alıcı nokta tam da buradaydı: Muhalefetin boykot ettiği, katılmadığı bir seçimde, o 130 koltuğun tamamını kim kazanacaktı? Elbette iktidar partisi.
Bu tablonun gerçekleşmesi halinde ortaya çıkacak sonuç, muhalefet için tam bir kabus senaryosuydu. Özel’in vurguladığı hesaplamaya göre, iktidar partisi mevcut milletvekili sayısına bu yeni kazanılan koltukları eklediğinde, anayasayı tek başına değiştirebilecek çoğunluğa, hatta referandumsuz değişiklik yapabilecek 400 vekil sayısına rahatlıkla ulaşacaktı. Yani, "iktidarı zor duruma düşürmek" amacıyla ortaya atılan bu fikir, aslında iktidarın yıllardır arzuladığı anayasa değişikliği gücünü onlara altın tepside sunmak anlamına geliyordu. Özel, bu durumu "Bu bir mücadele değil, intihardır" sözleriyle özetleyerek, bu tuzağa düşmeyeceklerinin altını kalın çizgilerle çizdi.
Sadece meclis aritmetiği değil, tartışmaların odağındaki bir diğer isim olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki iddialar da yanıt buldu. Hakkında siyasi yasak istenen dava süreci ve "parti içi rakiplerin bu durumu fırsata çevirdiği" yönündeki algı operasyonları sert bir dille yalanlandı. İmamoğlu'nun olası bir yasak durumunda, partinin alternatifsiz kalacağı veya başka isimlerin öne çıkacağı yönündeki dedikodulara kapı kapatıldı. Özel, İmamoğlu'nun partinin gözbebeği olduğunu ve bu tür senaryoların, parti içindeki birliği bozmak isteyen dış kaynaklı manipülasyonlar olduğunu belirtti. Partinin, yargı sopasıyla dizayn edilmeye çalışılan siyaset mühendisliğine teslim olmayacağı mesajı verildi.
Sonuç olarak, günlerdir süren polemiklerde kartlar açık oynandı. Ortaya atılan "muhalefet yumuşuyor mu?" veya "sarayla iş birliği mi var?" sorularına, aslında en sert muhalefetin, iktidarın ekmeğine yağ sürecek hatalardan kaçınmak olduğu gerçeğiyle yanıt verilmiş oldu. İktidarın, muhalefeti hataya zorlayarak elde etmek istediği anayasal çoğunluk planı, bu stratejik hamle ve öngörü ile boşa çıkarılmış gibi görünüyor. Siyaset sahnesi şimdi, bu ifşanın ardından yeni bir denge arayışına girecek.