Uluslararası diplomasi yeni yılın ilk günlerinde önemli açıklamalara sahne olurken, bölgesel güvenlik ve güç dengeleri yeniden masaya yatırılıyor. Özellikle Atlantik ötesi gelişmeler ve Latin Amerika'daki krizler, dünya gündemini şekillendirmeye devam ediyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, son dönemde yaptığı değerlendirmelerde Avrupa güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak Türkiye'yi konumlandırdı. "Biz Avrupalılar aynı gemideyiz" ifadesiyle dikkat çeken Fidan, yaklaşan fırtınalara karşı ortak güvenlik anlayışının ön plana çıkarılması gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, demokrasi veya üyelik gibi değerlerden ziyade somut güvenlik işbirliğine odaklanarak, yeni bir manifesto niteliği taşıyor.

Fidan'ın mesajı, Avrupa'ya yönelik olarak Türkiye'nin güvenlik mimarisine dahil edilmesi gerektiğini ima ederken, Amerika Birleşik Devletleri'ne de net sinyaller gönderiyor. Özellikle Orta Doğu'da Rusya'nın varlığı ve bölgesel dinamikler göz önüne alındığında, Türkiye'nin dengeleyici rolü öne çıkıyor. Savunma sanayii yatırımlarının meyvelerini verdiği bir dönemde, bu çıkış Türkiye'nin dış politikadaki proaktif tutumunu pekiştiriyor.

Venezuela'daki son gelişmeler de uluslararası tartışmaların bir diğer odak noktası haline geldi. Nicolas Maduro'nun Amerika Birleşik Devletleri tarafından yakalanma süreci ve yargılanması, egemenlik hakları açısından yoğun eleştirilere yol açtı. Maduro'nun oğlu ve ailesinin katıldığı yemin töreninde yardımcısının görevi devralması, güç geçişinin pragmatik boyutunu gözler önüne serdi. Bu olay, Latin Amerika'daki siyasi istikrarsızlığın bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Saraçhane'de 20. Buluşma: Adalet Talebi Güçleniyor
Saraçhane'de 20. Buluşma: Adalet Talebi Güçleniyor
İçeriği Görüntüle

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası Venezuela konusunda dengeli bir açıklama yaptı. Maduro'yu dost olarak nitelendiren Erdoğan, Venezuelalıların iyiliği için çaba gösterdiklerini belirtirken, yasa dışı eylemleri kınadı. Bu tutum, dostluk ile uluslararası hukuk arasında ince bir çizgi çizerek, ilişkilerin devamını ancak meşru zeminlerde sürdürme iradesini ortaya koydu.

Avrupa ülkelerinin Venezuela olayına tepkileri de farklılık gösteriyor. Fransa ve Almanya'nın daha sesli çıkışı, tarihi bağlarla ilişkilendirilirken, genel olarak kıtada çifte standart eleştirileri yükseliyor. Özellikle Gazze'deki insani krizde uluslararası hukukun sessiz kalması, bu tepkilerin samimiyetini sorgulatıyor. Avrupa'nın güvenlik endişeleri, Amerika Birleşik Devletleri'nin olası çekilme senaryolarıyla birleşince, yeni ittifak arayışlarını hızlandırıyor.

Hakan Fidan'ın güvenlik vurgusu, NATO'nun zayıflayan garantileri ve Ukrayna savaşı sonrası ortaya çıkan kırılganlıkları da gündeme taşıyor. Avrupa'nın kendi savunmasında yetersiz kalması, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin rolünü kritik hale getiriyor. F-35 veya Eurofighter gibi savunma projelerinde olası işbirlikleri, bu mesajın pratik yansımaları olarak konuşuluyor.

Orta Doğu'daki gelişmeler de bu tabloyu tamamlıyor. İran'daki protestoların şiddetlenmesi, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in olası müdahale tehditleriyle birleşince, bölgesel gerilim artıyor. Bu durum, doğu sınırlarında yeni riskler yaratırken, Kürt koridoru gibi unsurların devreye sokulma ihtimali endişe kaynağı oluyor. Türkiye'nin çevrelenme senaryolarına karşı güvenlik odaklı diplomasisi, bu tehditlere karşı kalkan görevi görüyor.

İsrail ile ilişkiler de ayrı bir tartışma konusu. İsrailli yetkililerin bazı açıklamaları gerginliği artırırken, Gazze'de barış gücü önerileri reddediliyor. Sünni ittifaklar ve mezhepsel ayrışmalar bağlamında, Türkiye'nin pozisyonu bölgesel dengeleri doğrudan etkiliyor. Güvenlik ihtiyaçları, zorunlu barış senaryolarını gündeme getirebilir.

Venezuela krizi, uluslararası hukukun seçici uygulanışını bir kez daha ortaya koydu. Maduro'nun "kaçırılma" iddiası ve aile odaklı güç geçişi, geleneksel olmayan bir siyasi tiyatro olarak nitelendiriliyor. Bu olaylar, devlet geleneklerinin zayıf olduğu bölgelerde kolay güç değişimlerini hatırlatıyor.

Avrupa'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne bağımlılığının azalması tartışmaları, Türkiye'nin güvenlik mimarisine dahil olma talebini güçlendiriyor. Fidan'ın "aynı gemi" metaforu, ortak fırtınalara karşı dayanışmayı simgeliyor. Bu yaklaşım, tampon devlet olmaktan çıkıp iç aktör olma vizyonunu yansıtıyor.

Jeopolitik satrançta Türkiye'nin hamleleri, savunma sanayii başarılarıyla destekleniyor. FETÖ girişimleri sonrası yapılan yatırımlar, bugün güvenlik diplomasisinin temelini oluşturuyor. Avrupa'ya uzatılan el, karşılık bulursa yeni ittifakların kapısını aralayabilir.

Bu gelişmeler, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir döneme işaret ediyor. Venezuela'dan Greenland'e, Orta Doğu'dan Avrupa güvenliğine uzanan zincirleme etkiler, diplomasinin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki aylar, bu mesajların somut sonuçlarını ortaya koyacak.

Hakan Fidan'ın Avrupa güvenlik çıkışı ve Erdoğan'ın Venezuela tutumu, dış politikada yeni bir sayfa açıyor. Güvenlik odaklı yaklaşım, değerlerden önce hayatta kalmayı önceliyor. Bu strateji, bölgesel risklere karşı proaktif bir kalkan oluşturma potansiyeli taşıyor.

Uluslararası arenadaki bu dinamikler, yakın takibin ötesinde geniş analizlere konu oluyor. Fidan'ın hamlesi konuşuldukça, Türkiye'nin rolü daha netleşiyor. Gelişmeler, jeopolitik gündemin en sıcak başlıklarından biri olmaya devam edecek.