Gerçek Gündem Haberleri

CHP'nin TRT Ablukası: Medya Sansürüne Karşı Sokak Direnişi

CHP'nin TRT önündeki protestosu abluka ile engellendi mi? Ekrem İmamoğlu davasının canlı yayın talebi polisle çatışmaya dönüştü. Özgür Çelik'in skandal iddiaları ve TRT'nin utanç verici tarihi – Türkiye'nin medya özgürlüğü krizi derinleşiyor, detaylar sizi şok edecek!

Türkiye'nin siyasi arenasında fırtınalı bir hafta sonu daha geride kaldı, ancak tartışmalar hâlâ sıcaklığını koruyor. 23 Kasım 2025 Pazar sabahı, İstanbul'un kalabalık sokaklarında yankılanan sloganlar, bir kez daha demokrasi ve medya özgürlüğü kavramlarını gündemin zirvesine taşıdı. CHP'nin organize ettiği protesto, TRT'nin Ulus binası önünde polisin kurduğu üç sıralı abluka ile karşılaştı. Bu olay, sadece bir yürüyüşün ötesinde, Türkiye'nin kamu yayıncılığının geleceği hakkında derin sorgulamalara yol açtı. Peki, ne oldu da sabahın erken saatlerinde Beşiktaş'tan başlayan barışçıl bir eylem, kısa sürede gerilim dolu bir çatışmaya evrildi? Gelin, bu olayın tüm katmanlarını adım adım inceleyelim, çünkü bu sadece bir protesto değil, bir sistem eleştirisinin ta kendisi.

Her şey, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'in net talebiyle başladı. Parti, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik devam eden dava sürecinin TRT'de canlı olarak yayınlanmasını aylardır dile getiriyor. Bu talep, basit bir yayın hakkı meselesi olmanın ötesinde, adaletin şeffaflığına dair bir manifesto niteliğinde. Çelik, protestonun başında kalabalığa seslenirken, sesi sokaklarda yankılandı: TRT, sanki bir siyasi partinin kanalıymış gibi yayın yapıyor. Yalan, iftiracı görüntüler yayınlanıyor ve başkan adayımız Ekrem İmamoğlu ile belediye başkanlarımız hakkında konuşmalar yapılıyor. Bu yüzden masumiyet karinesi birçok noktada zedelendi. Bu sözler, sadece bir eleştiri değil, TRT'nin tarafsızlığını sorgulayan bir haykırış. İmamoğlu'nun davası, Türkiye'nin en çok konuşulan siyasi davalarından biri; yolsuzluk iddiaları, usulsüzlük suçlamaları ve siyasi motivasyon tartışmalarıyla dolu bir süreç. CHP'liler, bu davanın halka açık bir şekilde aktarılmamasını, "karanlıkta işlenen adaletsizlik" olarak nitelendiriyor. Düşünün: Bir belediye başkanının geleceğini belirleyen mahkeme salonu, milyonlarca vatandaşın gözünden uzak tutuluyor. Bu, demokrasinin temel taşlarından biri olan şeffaflığın nasıl erozyona uğradığının somut bir örneği.

Protesto, Beşiktaş'taki Atlı Merkez'den Ulus'taki TRT binasına doğru kısa bir yürüyüşle başladı. Katılımcılar, ellerinde pankartlar ve dövizlerle, "Mahkeme sürecini canlı yayınla" sloganlarını haykırıyordu. Ancak, yolun başında onları bekleyen manzara ürkütücüydü: Dört TOMA aracı, üç sıra polis barikatı ve tam bir abluka. Bu görüntü, sosyal medyada hızla yayıldı ve Halk TV'nin haber sitelerinde manşet oldu. Etiler civarındaki bu tanıdık İstanbul noktası, bir anda siyasi gerilimin simgesi haline geldi. Polis, yürüyüşü çevreleyerek ilerlemelerine engel oldu; kısa süreli arbedeler yaşandı, ama şiddet dozu düşük kaldı. Yine de, bu abluka, CHP'lilerin kararlılığını kırmadı. Kalabalık, barikatları aşarak TRT binası önüne ulaştı ve burada Özgür Çelik yeniden mikrofonu eline aldı. Konuşması, tarihe not düşülecek cinstendi: TRT, 61 yıllık bir kurum ve kuruluşundan bu yana hiç bu kadar utanç verici bir duruma düşmemişti. Bu cümle, TRT'nin geçmişini yerle bir eden bir tokat gibiydi. Çelik, kurumun iki yol ayrımında olduğunu vurguladı: Ya gerçek sahiplerine, yani halka hizmet edecek ve o kararı verecek, ya da halkın parasını alıp bir avuç seçkine hizmet mi edecek? O kararı vermesi gerekiyor.

Bu sözler, sadece bir protesto liderinin öfkesi değil, Türkiye'nin kamu yayıncılığı krizinin özeti. TRT, 1964'te kurulan bir kurum olarak, tarafsız haber ve yayıncılık vaadiyle yola çıkmıştı. Ancak son yıllarda, eleştirmenlere göre, hükümetin propaganda aracı haline gelmişti. İmamoğlu davası gibi hassas konularda yayın yapmaması, muhalefetin "sansür" suçlamalarını güçlendiriyor. Hatırlayın, benzer protestolar daha önce de yaşanmıştı; 2024 yerel seçimlerinden sonra İmamoğlu'nun tutuklanma girişimi, ülke çapında kitlesel eylemlere yol açmıştı. O dönemki abluka görüntüleri, bugünküyle örtüşüyor: Polis kordonu, sloganlar ve bastırılmış öfke. Peki, bu olay neden şimdi patlak verdi? Cevap, CHP'nin stratejik hamlelerinde yatıyor. Parti, 2025'in bu sonbahar aylarında, cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarını alevlendirmek için TRT'yi hedef tahtasına koydu. Özgür Özel, CHP Genel Başkanı olarak, bu protestoyu desteklerken, Ekrem'le işimiz bitti diye düşünüyorlar. Şimdi, bu milletin bizi karşıya çıkarabileceği başkan adayı kim? Mansur Yavaş en güçlü adaylardan biri. Onu da hedef alacaklar, demişti. Bu bağlantı, olayı tek bir protestodan çıkarıp, muhalefetin genel tasfiye sürecine bağlıyor.

Abluka sırasında yaşananlar, sadece fiziksel bir engel değildi; sembolik bir duvar örmekti. Katılımcılar, polis barikatlarını aşmak için omuz omuza verdi, ama TOMA'ların su sıkma tehdidi havayı gerdi. Neyse ki, büyük bir olay yaşanmadı; protesto, basın açıklamasıyla sona erdi. Ancak, sosyal medyada #TRTAbluka etiketiyle binlerce paylaşım yapıldı. Vatandaşlar, "Neden halkın vergisiyle kurulan bir kurum, halkın haber alma hakkını engelliyor?" diye sorguladı. Bu soru, Türkiye'nin basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 165. sırada yer almasını hatırlatıyor. 2025 Uluslararası Basın Özgürlüğü Raporu'na göre, Türkiye, gazetecilerin %40'ının sansür korkusuyla çalıştığını belirtiyor. TRT örneği, bu raporun somut bir yansıması: Kamu yayıncısı, muhalif sesleri susturmak için kullanılıyor. Özgür Çelik'in "utanç verici durum" ifadesi, tam da bu rapordaki bulgularla örtüşüyor. Kurum, yıllık 5 milyar liradan fazla bütçeyle çalışıyor, ama bu para, eleştirmenlere göre, tek taraflı propagandaya akıyor.

Olayın yankıları, Pazar gününün ilerleyen saatlerinde devam etti. CHP, resmi açıklamasında, ablukayı "demokrasi darbesi" olarak nitelendirdi ve TRT'ye resmi yazı göndereceğini duyurdu. İmamoğlu ise sosyal medyasından, Halkın haber alma hakkı engellenemez. TRT, milletin TRT'si olmalı, diye yazdı. Bu destek, protestonun sadece İstanbul'la sınırlı olmadığını gösteriyor; Ankara'dan İzmir'e, muhalefet partileri dayanışma mesajları yağdırdı. Öte yandan, iktidar kanadından sessizlik hâkim: Resmi bir açıklama gelmedi, ama AK Parti'ye yakın medya organları, protestoyu "kaos girişimi" olarak etiketledi. Bu kutuplaşma, Türkiye siyasetinin kronik yarası. Hatırlayın, 2023 seçimlerinden beri benzer davalarla muhalefet liderleri hedef alınıyor: İmamoğlu'nun hapis cezası girişimi, Canan Kaftancıoğlu'nun siyasi yasak davası... Liste uzuyor. TRT ablukası, bu zincirin yeni bir halkası.

Peki, bu protesto neyi değiştirecek? Kısa vadede, belki bir canlı yayın kararı çıkmaz, ama uzun vadede, kamuoyunun vicdanını sızlatıyor. Vatandaşlar, sokak röportajlarında benzer kaygıları dile getiriyor: "Neden mahkemelerimiz karanlıkta kalıyor? Adalet, herkesin gözü önünde olmalı." Bu sesler, 2025'in siyasi ikliminde giderek yükseliyor. CHP, bu enerjiyi 2028 cumhurbaşkanlığı seçimlerine taşıma peşinde. Özgür Çelik'in sözleri, bir uyarı niteliğinde: TRT, halka mı yoksa bir gruba mı hizmet edecek? Bu soru, sadece bir kurumun değil, tüm sistemin geleceğini belirleyecek. Pazar sabahının bu gürültüsü, haftaya damga vurdu ve tartışmalar sürecek gibi görünüyor. Türkiye, medya özgürlüğü için bir dönüm noktasında; bakalım, bu abluka kırılacak mı, yoksa duvarlar daha da yükselecek mi? Gelişmeleri takipte kalın, çünkü bu hikaye burada bitmeyecek.