Gerçek Gündem Haberleri

CHP Kurultayı Heyecanı: Liderin Sözleri Kalpleri Isıttı

Siyasi arenada nabzı tutan bir konuşma, partilileri bir araya getirirken geleceğe dair umutları yeşertiyor. Yerel seçimlerden direniş günlerine uzanan yolculuk, milyonları harekete geçiriyor ve yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Bu anlar, demokrasi mücadelesinin en canlı yansımalarını taşıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin son kurultayı, muhalefet günlerinde tarihi bir buluşmaya sahne oldu. Binlerce partili, Anadolu'nun dört bir yanından Ankara'ya akın etti; kapılar şafak vakti açıldı, çaylar demlendi ve gün boyu süren bir coşkuyla salon dolup taştı. Bu kongre, sadece bir parti toplantısı değil, Cumhuriyet'in bekçilerinin bir araya geldiği, Atatürk'ün mirasını kucaklayan bir kutlamaydı. Salonun her köşesinden yükselen sesler, Türkiye'nin geleceğine dair bir umut dalgasını yansıtıyordu. Katılımcılar, 973 ilçeden ve 81 ilden gelen emekçiler, o coşkuyu tribünlere taşırken, kongrenin havası adeta bir aile buluşmasını andırıyordu. Bu anlar, partinin köklerini hatırlatan bir seremoniye dönüştü ve herkesin yüzünde bir gurur ifadesi belirdi.

İşte o anda, konuşmacı kürsüye çıktığında salonun havası değişti. Önce, Türkiye'nin siyasi yelpazesini temsil eden diğer partilerin değerli temsilcilerine, liderlerine ve üyelerine saygıyla selam verildi. Ardından, salonda yer alan saygın elçiler ve diplomatlar anıldı; onlarla birlikte, Sosyalist Enternasyonal'den, Avrupa Sosyalist Partisi'nden ve dünyanın dört bir yanındaki kardeş partilerden gelen yoldaşlara da içten bir hoş geldin söylendi. Bu selamlamalar, partinin yalnız olmadığını, uluslararası bir dayanışmanın parçası olduğunu vurguluyordu. Kongre, böylece sadece ulusal bir etkinlik olmaktan çıkıp, küresel bir bağlam kazandı. Her bir selam, alkışlarla karşılandı ve salonun enerjisi giderek yükseldi.

Bugün, kim olduğumuzu hatırlama ve unutanlara hatırlatma günüydü. Cumhuriyet Halk Partisi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri'nden doğan, yani Kuvâ-yi Milliye'den filizlenen bir partiydi. İlk kongresi, 4 Eylül 1919'daki Sivas Kongresi'ydi ve ilk delegeleri, o efsanevi 41 kahraman delegeydi. Bu parti, önce kurtuluşu örgütlemiş, sonra kuruluşu gerçekleştirmişti; Türkiye'ye eşit yurttaşlık ve temel insan haklarını getirmiş, ülkeyi çok partili demokratik sisteme, yani sandığa taşımıştı. 70'lerde sosyal demokrasiyi iktidara taşıyan güçtü. Yıllardır iktidar olsa da olmasa da, halkın gücünden başka güce inanmayan, demokrasi fikrinden bir santim sapmayan bir hareketti. Bu yolculukta ağır bedeller ödenmişti; 12 Eylül darbecileri tarafından kapatılmış, mallarına el konmuş, liderleri hapsedilmişti. Ama her seferinde küllerinden doğmuş, phoenix gibi yeniden yükselmişti. Mustafa Kemal Atatürk'ün yaktığı ateş, kimsenin söndüremeyeceği bir meşaleydi. Artık yeter demenin vakti gelmişti; bu sözler salonda yankılandı ve uzun bir alkış tufanı koptu.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'ye yön veren, kuruluş iradesini temsil eden partidir. Kongrelerimiz varsa, ülkenin gündemi o kongredir. Her kongreden önce, bir seçim havası, seçim ruhu ülkeyi sarar. Bu kongreler, hem partiyi hem ülkeyi değiştirme görevini ve sorumluluğunu taşır. Bizler, Sivas Kongresi'nin 41 delegesinin bugünkü temsilcileriyiz. Ülkede sandığı kaldırmaya çalışanlara karşı, mahallelerden başlayarak, sandıklardan ilçelere, ilçe kongrelerinden il kongrelerine ve bu salona kadar, 2 milyon üyenin ve 86 milyon vatandaşın yükünü omuzlamış delegeleriz. Aldığınız kararlarla, partimizi iktidara taşıyacak kadroları belirleyeceksiniz. Bu kritik günde, disiplin ve kararlılıkla buraya gelen tüm delegelere, örgütlenmeye ve üyelerine saygıyla eğiliyorum. Sizlerle yolculuk yapmak, yan yana olmak mutluluk verici. İki yıldır her günü birlikte mücadele ederek geçirdik. Bugün, bu kongrede son iki yılın hesabını verme günü.

Kürsüdeki lider, huzur içinde duruyordu; çünkü verilen sözler tutulmuştu. Tarihin dönüm noktasında, o kritik kongrede erkekçe bir rekabet yaşanmıştı. Kongreden sonra, dört ay içinde ilk seçimlere hazırlanılmıştı. Kadınlara, gençlere ve bilime güvenle yola çıkılmış, tam 106 miting Darbuka'ya sığmıştı. Örgüte güven tamdı, siyaset özgüvenle yapılmıştı. Ve söz verildiği gibi, ilk seçimde, 47 yıl sonra parti Türkiye'nin birincisi olmuştu. Oy oranı, ittifaksız olarak %25'ten %38'e fırlamıştı. On ay sonra, ulusal desteğin gücüyle, aşılmaz görülen ilçeler ve iller fethedilmişti: Kilis, Adıyaman, Kütahya, Afyon, Uşak, Kastamonu, sevgili Manisa, Denizli, Bursa, Balıkesir. O gece, %85 nüfusa hizmet için 411 belediye başkanlığı kazanılmıştı. Bu zafer, değerli adaylarla, örgütle ve milletle birlikte elde edilmişti. Yalnız değillerdi; her adımda halkın eli hissedilmişti.

Yerel seçimler bittikten sonra durulmadı. Ülkede 21 halka açık toplantı düzenlendi. Yetmemiş gibi, parti sokaklara ve meydanlara döndü; atanamayan öğretmenlerden işçilere, emeklilerden çiftçilere kadar 9 farklı tematik buluşma gerçekleştirildi. Partinin yurtdışı bağlarını güçlendirmek için çaba sarf edildi; Sosyalist Enternasyonal'de Başkan Yardımcısı pozisyonu alındı, 11 ülkeye 20 ziyaret yapıldı. 19 Mart sonrası, darbe direniş aşamasına geçildi; 255 günde 72 gösteride toplam 11 milyon vatandaşla buluşuldu. 2 yılda, 62 ilde 208 kez meydanlar dolduruldu –aslında taşırıldı, her seferinde alanlar yetmedi. Ankara merkezli siyaset yapılmadı; başkentin işaretlerine boyun eğilmedi. Millet merkezli politika izlendi ve millet bu politikaya dahil edildi. Baba Ocağı'na katılım vaat edilmişti; üye sayısı 1.2 milyondan 2 milyona çıkarıldı. Yeni döneme uygun tüzük ihtiyacı dile getirilmişti; aylarca süren çalışmalarla, 81 il başkanının desteğiyle büyük uzlaşıyla yeni tüzük hazırlandı, neredeyse oybirliğiyle kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Gençlere ve kadınlara yol açıldı, örgüt ve üyelerin adaylıkta söz hakkı güçlendirildi. Küçük kongreyi yeniden şekillendirme sözü tutuldu; örgüt temsilcileri meclisi kuruldu, katılım artırıldı.

Yeni bir program vaat edilmişti. Bir yıl süren titiz çalışmayla program hazırlandı. Önce 81 ilde, sonra 923 ilçede, ardından tekrar 81 ilde il danışma kurullarıyla, sivil toplumdan sendikalara, meslek örgütlerinden kanaat önderlerine kadar geniş bir yelpazede emek verildi. Olgunlaşan raporlar Ankara'ya gönderildi. Dünyayı doğru perspektiften gören büyük bir ekiple, başarılı sosyal demokrat programlar incelendi; iktidara taşıyan modellerden Türkiye'ye uyan kısımlar alındı. 600 akademisyen, 600 örgüt temsilcisi, 250 genç arkadaş –gençlik ve kadın kolları dışındakilerle birlikte– ve partinin dışındaki gençler ile kadınlar dinlenerek, hepsi tek bir metinde buluşturuldu. Eylül 49'uncu genel başkanlara rahmet dilendi; Altan Öymen, oradan gurur ve özlem dolu gözlerle izliyordu. Önceki kongrede birlikteydiler, Saraçe otobüsündeydiler. Tüzük çalışmalarında, örneğin delege imzaları toplanmazsa tartışmaların süreceği, başka aday çıkabileceği söylenmişti. Genel merkezdeki tartışmaların hem mevcut başkanı hem partiyi yorduğuna inanılarak, Altan Öymen'in önerisiyle Hikmet Çetin selamlandı –az önce telefonda konuşulmuştu– ve Murat Karayalçın'la otobüste buluşma vaadi verildi. Örneğin, mevcut başkan tüzük için imza toplamıyor; talep üzerine aday. 70 imzayı toplayamazsa aday olamaz ama mevcut başkan asla imza toplamaz. Bu maddeler tüzüğe eklendi ve kongrenin ruhu, geleceğe dair somut adımlarla pekişti.

Bu kongre, sadece bir hesap verme anı değil, aynı zamanda yeni ufukların açıldığı bir platformdu. Partinin tarihine sadık kalınarak, geleceğe yönelik adımlar atılmıştı. Her delege, omuzlarındaki yükün farkındaydı; 41 kahramanın mirası, bugünün mücadelelerinde yaşıyordu. Salon, bu sözlerin etkisiyle ayağa kalktı; alkışlar dakikalarca sürdü ve tüyler diken diken oldu. Bu anlar, demokrasi mücadelesinin ne kadar canlı ve güçlü olduğunu gösteriyordu. Parti, sandığın gücüne inanarak yoluna devam edecekti; her miting, her toplantı, her üye artışı, bu yolda bir tuğlaydı. Türkiye'nin dört bir yanından gelen sesler, birleştiğinde ne kadar gür çıktığını kanıtlamıştı. Gelecek seçimler için atılan bu adımlar, umut vaat ediyordu; örgütlenme, program ve tüzük çalışmaları, partiyi daha da güçlendirmişti.

Sonuç olarak, bu kurultay, muhalefetin gücünü yeniden tanımladı. İki yıllık mücadele, zaferlerle dolu bir bilanço sunmuştu: Yerel yönetimlerdeki başarılar, meydanlardaki direniş, uluslararası bağlar ve iç yapılanmadaki yenilikler. Her bir adım, halkın taleplerini merkeze almıştı; öğretmenlerden çiftçilere, emeklilerden gençlere kadar herkesin sesi duyulmuştu. Parti, 2 milyon üyesini arkasına alarak, 86 milyon vatandaşın umudunu taşıyordu. Bu kongre, sadece bir başlangıçtı; iktidara giden yolda, Kuvâ-yi Milliye ruhuyla yürünmeye devam edilecekti. Salonun ayağa kalkışı, bu kararlılığın en güzel ifadesiydi ve Türkiye, bu coşkudan ilham alacaktı.