Gerçek Gündem Haberleri

Basın Dünyasında Yaşanan O Tarihi Olayların Perde Arkası Aralandı

Ülkemiz basın tarihinde önemli bir yere sahip olan köklü bir kuruluşta yaşananlar ve o koltuklarda yıllarca oturan isimlerin hikayesi yeniden gündem oldu.

Basın dünyası, dışarıdan bakıldığında her zaman hareketli, heyecanlı ve kamuoyunu aydınlatan bir yapı olarak görülür. Ancak bu büyük yapının içinde yer alan bazı meslek örgütleri ve bu örgütlerin yönetim şekilleri, zaman zaman ilginç tartışmaları da beraberinde getirir. Gazetecilerin haklarını savunmak ve mesleği ileri taşımak amacıyla kurulan bu cemiyetlerde yaşanan bazı olaylar, yıllar sonra bile hafızalardaki tazeliğini korumaya devam ediyor. Özellikle bazı koltukların sahiplerinin on yıllarca değişmemesi ve bu süreçte yaşananlar, meslek camiasında derin izler bırakmış durumda.

Bu konudaki en çarpıcı örneklerden biri, başkentte faaliyet gösteren ve mesleğin en önemli kuruluşlarından biri olarak bilinen o cemiyette yaşandı. Yıllar önce mesleğe yeni adım atan genç muhabirlerin bile üyelik süreçlerinde karşılaştığı zorluklar, aslında kapalı kapılar ardında dönen farklı bir düzenin işaretiydi. O dönemde cemiyetin başında bulunan isimlerin, üyelik kriterlerini belirlerken mesleki liyakatten ziyade sadakat ve kurulan "düzenin" devamlılığını esas aldığı iddiaları sıkça dile getiriliyordu.

Olayın en dikkat çekici boyutu ise, bu kuruluşun sadece bir meslek örgütü olmanın ötesine geçerek adeta bir ticarethane gibi yönetilmesiydi. Özellikle güney sahillerimizde, turizmin gözbebeği olan bir ilçemizde devlete ait büyük bir yarımadanın ele geçirilmesi ve burada yapılan parselli dağıtımlar, o dönemin en çok konuşulan konularından biri haline gelmişti. Sadık üyelere arsa vaatleriyle delege avına çıkıldığı, buna karşılık "yabancı" görülen veya düzene çomak sokma ihtimali olan gazetecilerin ise kapıdan içeri sokulmadığı bir yapı inşa edilmişti.

Bu yapının başındaki isimler, hem kendi iktidarlarını korumak hem de bu ticari çarkı döndürmek için ilginç yöntemlere başvuruyorlardı. Örneğin, sadece resmi ilan alabilmek amacıyla, içeriği neredeyse hiç olmayan, tirajı sembolik düzeyde kalan "naylon" gazeteler çıkarılıyor, bu sayede devletten büyük paralar kazanılıyordu. Elde edilen bu gelirler ve arsa rantları sayesinde cemiyetin mal varlığı devasa boyutlara ulaşıyor, lüks binalar, oteller ve lokaller bu varlığın bir parçası haline geliyordu.

Dönemin en trajikomik olaylarından biri ise, üyelik başvurusu reddedilen bazı usta gazetecilerin, aynı cemiyet tarafından ironik bir şekilde "Yılın Gazetecisi" seçilmesiydi. Mesleğin duayen isimleri, kendilerini üye bile yapmayan bu yapının verdiği ödülleri reddederek tarihe geçen bir duruş sergilediler. Ünlü bir mizah yazarımızın o dönemde yaptığı, "Beni üye yapmıyorsunuz ama yılın gazetecisi seçiyorsunuz, benden daha az iş yapan birini bulamadınız mı?" şeklindeki açıklaması, yaşanan çelişkiyi en güzel özetleyen anlardan biri olarak kayıtlara geçti.

Yıllar geçse de bu kuruluştaki yönetim anlayışının pek değişmediği görülüyor. Eski başkanın vefatının ardından göreve gelen ve daha önce yardımcılık yapan isim de selefinin yolundan giderek o koltukta rekor sayılabilecek bir süre oturdu. Dile kolay, başkan yardımcılığı ve başkanlık dönemleri toplandığında neredeyse yarım asra yaklaşan bir yönetim süreci söz konusu. Bu süre zarfında iktidarlar değişti, dünya değişti, teknoloji değişti ancak o koltuktaki isim ve kurulan sistemin işleyişi değişmedi.

Bugün hala o cemiyete üye yapılmayan, başvuruları çeşitli bahanelerle bekletilen veya reddedilen çok sayıda meslektaşımız bulunuyor. Üyelik kapılarının kapalı tutulmasının ardında yatan asıl sebebin, geçmişten gelen o "rant paylaşımı" kaygısı ve delege yapısını bozmama isteği olduğu düşünülüyor. "Gelen gitmiyor" sözünün adeta vücut bulduğu bu yapı, sivil toplum kuruluşlarında ve meslek örgütlerinde koltuk sevdası ve rant hırsının nerelere varabileceğinin en somut örneği olarak karşımızda duruyor.

Basın tarihine not düşülen bu olaylar, sadece geçmişte kalan bir anı değil, aynı zamanda günümüzdeki yönetim anlayışlarına da ışık tutan bir ibret vesikası niteliğinde. Meslek onurunu korumak yerine koltuklarını korumayı tercih edenlerin hikayesi, gazetecilik tarihinin tozlu sayfalarında yerini alırken, gerçek gazetecilerin onurlu duruşu ise her zaman hatırlanmaya devam edecek.