Siyasi gündem, her gün yeni sürprizlerle dolu bir hal alıyor. İktidar ortaklarının açıklamaları ve Meclis'teki hareketlilik, vatandaşların kafasını karıştırmaya devam ediyor. Özellikle grup toplantılarında yapılan konuşmalar, geniş kesimlerce yakından izleniyor.
Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında kürsüye çıkarak Donald Trump'a yönelik ağır eleştirilerde bulundu. Bu çıkış, Trump'ın ruh hali ve davranışlarına odaklanırken, haklı gerekçelere dayandırıldı. Ancak bu tür eleştirilerin zamanlaması, bazı çevrelerde geç kalınmış bir tepki olarak değerlendiriliyor.
Geçmişte Trump'ın Recep Tayyip Erdoğan'a gönderdiği mektup, devlet kayıtlarına geçmiş ağır bir belge olarak öne çıkıyor. Mektupta ekonomiyi mahvetme tehdidi yer alırken, "Don't be a fool" yani "Aptal olma" ifadesi kullanılmıştı. Bu hakaret, Cumhuriyet tarihi boyunca benzeri görülmemiş bir durum yaratmıştı.
O dönemde ne AKP ne de MHP cephesinden herhangi bir tepki gelmemişti. Her iki ortak da sessiz kalarak bu sözleri sineye çekmek zorunda kalmıştı. Şimdi Bahçeli'nin Trump'a veryansın etmesi, o günlerin hesabının geç de olsa sorulduğu şeklinde yorumlanuyor.
Terörsüz Türkiye vaadi, son dönemde iktidar ortaklarının en çok vurguladığı konulardan biriydi. Ancak bu masalın gerçek hayatta karşılık bulmadığı, yaşanan gelişmelerle ortaya çıktı. Karşı tarafın gönülsüz tutumu ve taktiksel hamleleri, süreci zorlaştırıyor.
Abdullah Öcalan'ın sahneden çekilmiş gibi görünmesi, birkaç hafta önceki tahliye tartışmalarını hatırlatıyor. O dönemde Öcalan'ın tüm istekleri kabul edeceği ve karşılığında serbest kalacağı senaryoları konuşulmuştu. Hatta tahliye sonrası yaşam koşulları bile gündeme gelmişti.
Terörsüz Türkiye'nin üç partili bir sacayağı üzerine kurulması planlanıyordu. AKP, MHP ve DEM partilerinin bu süreçte yer alması bekleniyordu. Ancak MHP ile DEM arasında Meclis'te yaşanan kapışma, bu planların geleceğini belirsiz hale getirdi.
Recep Tayyip Erdoğan'ın bu tür konularda sessiz kalması da dikkat çekiyor. İktidar ortağı Bahçeli'nin aktif rol üstlendiği süreçte, diğer tarafın tutumu merak konusu olmayı sürdürüyor.
Meclis'te başka bir gündem maddesi ise milletvekili transferleri. AKP, çoğunluğu sağlamak için yeni transferler peşinde koşuyor. Bu hamlelerin arkasında yeni anayasa ve cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili hedefler yatıyor.
Transfer edilen milletvekillerine çeşitli vaatlerde bulunuluyor. İlk seçimde yeniden listeye girme garantisi ve seçim bölgesindeki sorunların çözülmesi gibi teklifler, kapalı kapılar ardında görüşülüyor.
CHP Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, geçen hafta AKP'ye geçti. Rozet takma töreninde asker selamı vererek Atatürk ve Erdoğan'ı başkomutan olarak nitelendirdi. Bu davranış, komik bir manzara olarak değerlendirildi.
Benzer bir olayda Çakır, Erdoğan'ın fotoğrafı önünde yine selam durdu. Transferci milletvekilleri ve belediye başkanları, başlangıçta dikkat çekse de genellikle kısa sürede unutuluyor. İktidar partisi bu isimlerden faydalandıktan sonra saf dışı bırakıyor.
Siyasi arenadaki bu gelişmeler, kamuoyunda geniş tartışmalara yol açıyor. Bahçeli'nin Trump eleştirisinden transfer hamlelerine kadar uzanan süreç, belirsizlikleri beraberinde getiriyor.
Sonuç olarak, Devlet Bahçeli'nin konuşmaları ve Meclis'teki hareketlilik, siyasi dengeleri etkilemeye devam ediyor. Geçmişteki sessizlikler ve bugünkü çıkışlar, gündemin en sıcak başlıkları arasında yer alıyor. Transferler ise çoğunluk hesaplarını şekillendiriyor.





