Gerçek Gündem Haberleri

Akın Gürlek Adalet Bakanı Ataması ve Siyasi Dönüşümler

Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığı'na getirilmesi, kabine değişikliği gelişmeleri ve yargı sistemindeki etkileri üzerine detaylı bir inceleme. Mustafa Çiftçi'nin İçişleri Bakanlığı'ndaki rolüyle birlikte siyasi semboller analiz ediliyor.

Siyasi arenada yaşanan son atamalar, yargı ve iç güvenlik mekanizmalarında önemli dönüşümlere işaret etmektedir. Bu değişiklikler, geçmişteki tartışmalı kararlarla anılan isimlerin üst düzey pozisyonlara yükseltilmesiyle dikkat çekmekte olup, hukukun işleyişi ve devlet yapısındaki dengeleri yeniden gündeme getirmektedir. Özellikle adalet ve içişleri bakanlıklarında gerçekleşen bu görev değişiklikleri, kamuoyunda geniş yankı uyandırmış olup, hukukun bağımsızlığı ve itaatin önceliği gibi kavramları tartışmaya açmıştır.

Adalet Bakanlığı'na atanan Akın Gürlek'in kariyeri, hızlı yükselişiyle ön plana çıkmaktadır. 1982 Nevşehir doğumlu olan Gürlek, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kariyerinin dönüm noktaları, İstanbul 14. ve 37. Ağır Ceza Mahkemeleri başkanlıkları döneminde incelenen dosyalarla şekillenmiştir. Bu dönemde Selahattin Demirtaş davası gibi önemli dosyalar gündeme gelmiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin tahliye yönündeki kararına rağmen farklı bir tutum sergilenmiştir. Benzer şekilde, Canan Kaftancıoğlu davasında siyasi yasak ve tweet'lerden kaynaklı cezalar, Atatürkçü yazarlar Emin Çölaşan ve Necati Doğru'nun FETÖ'ye yardım suçlamasıyla yargılanması, Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarına verilen ağır hapis cezaları gibi kararlar, Gürlek'in imzasını taşımaktadır.

Enis Berberoğlu davası, sistemde önemli bir tıkanıklığa yol açan bir örnek olarak öne çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararı ve yeniden yargılama talebine rağmen, 14. Ceza Dairesi'nin bu kararı tanımaması, hukuki hiyerarşide bir kırılma noktası olarak değerlendirilmektedir. Bu direniş, normal şartlarda bir avukatın meslekten men edilmesine yol açabilecek nitelikte olsa da, Gürlek için bir terfi anlamına gelmiştir. Bu durum, yargı sisteminde Erdoğan'ın talimatlarına uymanın kariyer basamaklarını hızlandırdığı mesajını vermektedir.

2024 Ekim ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na atanan Gürlek, bu görevde de büyük operasyonlara imza atmıştır. Ahmet Özer'in tutuklanması, Ekrem İmamoğlu'na yönelik diploma ve organize suç soruşturmaları, casusluk iddiaları gibi operasyonlar, CHP'li belediyeleri hedef almıştır. Beyoğlu, Şişli ve Beşiktaş gibi ilçelerde yürütülen çalışmalar, iş dünyasını da etkilemiş olup, Cihan Ekşioğlu, Dilan Polat ve Ayşe Barım gibi isimlerle ilgili davalarda Gürlek'in etkisi görülmüştür. Bu operasyonlarda tek bir iradenin hakimiyeti dikkat çekicidir.

Atamanın en tartışmalı yönlerinden biri, ikinci maaş iddiasıdır. Özgür Özel'in meydanlarda dile getirdiği üzere, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevindeyken Etimaden'in Lüksemburg'daki Etimine şirketinde yönetim kurulu üyeliği yaptığı ve aylarca 91 bin euro maaş aldığı öne sürülmüştür. Yargıçlar ve Savcılar Kanunu'na göre yargı mensuplarının başka yerden maaş alması yasaktır. Bu iddia, HSK'ya şikayet edilmiş olsa da, herhangi bir işlem yapılmamıştır. Bu durum, yargı etiği ve şeffaflık tartışmalarını alevlendirmektedir.

Sembolik olarak, bu atama yargı, yürütme ve yasamanın aynı yatakta birleştiği bir tabloyu temsil etmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin zedelendiği bu yapı, ülke için önemli sonuçlar doğurmaktadır. İstanbul adliyesinde dava bakan yargıçlar için mesaj açıktır: Hukuka uygun tahliye kararları sürgünle sonuçlanabilirken, sert ve devletçi tutumlar bakanlığa kadar uzanabilir. Polis ve jandarma için de benzer bir motivasyon söz konusudur; tartışmalı deliller, gizli tanıklar ve dijital materyallerle yürütülen operasyonlarda tereddüt ortadan kalkmıştır.

Muhalefet için ise yumuşama dönemi bitmiştir. CHP'ye yönelik kapatma davası ihtimali, İmamoğlu'na siyasi yasaklar ve belediyelere kayyum atamaları gibi adımlar beklenmektedir. Akın Gürlek, bir bürokrat olmanın ötesinde, Erdoğan'ın zihniyetinin yargıdaki kalıcılaşmasının sembolüdür. Masumiyet karinesi, devlet güvenliği gibi kavramlar artık geçersiz kılınmış olup, yargı siyasetin aracı haline gelmiştir.

İçişleri Bakanlığı'na atanan Mustafa Çiftçi'nin profili de benzer tartışmaları beraberinde getirmektedir. Konya Çumra doğumlu Çiftçi, Konya İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. Kaymakamlık, İngiltere'de eğitim, daire başkanlıkları ve TBMM özel kalem müdürlüğü gibi görevlerden sonra 2018'de Çorum Valisi, ardından Erzurum Valisi olmuştur.

Çiftçi'nin dikkat çeken eylemleri, tarihi figürlere yönelik tutumlarında gizlidir. İskilipli Atıf Hoca, milli mücadele karşıtı, İngiliz işbirlikçisi ve Mustafa Kemal'e karşı fetva veren bir isim olup, Cumhuriyet'in ilk yıllarında idam edilmiştir. Çiftçi, Cumhuriyet tarihinde bu mezarı resmi olarak ziyaret eden tek validir. Bu ziyaret, masum bir eylem mi yoksa sembolik bir mesaj mı sorusunu akıllara getirmektedir.

Erzurum Kongresi binası, milli mücadelenin kritik dönüm noktalarından biridir. Hasar raporu üzerine yıkım kararı veren Çiftçi, kamuoyundan gelen tepkiler üzerine geri adım atmıştır. Bir yandan milli mücadele karşıtı bir figüre saygı ziyareti, diğer yandan milli mücadelenin kalbi bir yapıyı yıkma girişimi, tarihsel duruşu sorgulatmaktadır.

Bu atama, iç güvenlik, kamu düzeni, valiler, kaymakamlar ve kolluk kuvvetleri yapısını şekillendirecek bir pozisyondur. İnançlar, kökenler veya memleketler önemli değilken, zihniyet ve tarihsel duruş kritik öneme sahiptir. Hangi tarih tarafını benimsediği, devlet yönetiminde belirleyici olacaktır.

Bu değişiklikler, 15 yıl前の Balyoz kumpası tutuklamalarının yıldönümünde gerçekleşmiştir. Hukuku silah olarak kullananlar, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayanlar ve siyasi operasyonlara imza atanlar, bugün bakanlık koltuklarında oturmaktadır. Yargı, bağımsız denetim gücünden çıkıp iktidarın aracı haline gelmiştir.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün 485 maden sahasını ihaleye açması, 548 bin 696 hektar alanı kapsayan bir gelişmedir. Bu alanın 166 bin hektarı orman, tarım, mera ve su havzasıdır. Bu, ülkenin ciğerleri niteliğindeki bölgelerin geleceğini etkileyecek bir adımdır.

Sonuç olarak, bu atamalar yargı ve içişleri mekanizmalarında yeni bir dönemin habercisidir. Hukukun itaate dayalı bir yapıya dönüşmesi, muhalefet ve toplum için zorlu bir süreç başlatmıştır. Gelecek dönemde, bu sembollerin etkileri daha net görülecektir.