Akademik camia son yıllarda önemli sınamalarla karşı karşıya kalıyor. Bilim insanları, hem idari baskılar hem de ekonomik koşullar nedeniyle zor günler geçiriyor. Bu durum, üniversitelerin temel işlevlerini yerine getirmesini giderek zorlaştırıyor ve geleceğe dair endişeleri artırıyor.

Yükseköğretim Kurulu Başkanı'nın, yurt dışında baskı gören bilim insanlarını davet etmesi dikkat çekiyor. Bu çağrı, özellikle ABD ve AB ülkelerindeki araştırmacılara yönelik olsa da, mevcut koşulların cazip olup olmadığı tartışılıyor. Zira yükseköğretim sistemi, 1981 askeri müdahalesinden kalan yapısıyla 45 yıldır antidemokratik eleştirilere konu oluyor. Bu davet, sistemin kendi iç sorunlarını çözmeden dışa açılma çabasını yansıtıyor.

Boğaziçi Üniversitesi'nde başlayan akademik özgürlük direnişi, beşinci yılını geride bıraktı. Bu süreçte çok sayıda soruşturma ve işten çıkarmalar yaşandı. Benzer şekilde, 129 devlet üniversitesinde kayyum yönetimler hakim. Bu kurumlarda sıkça nepotizm skandalları ortaya çıkıyor; akraba atamaları, gelin, kaynana, görümce, yeğen, damat gibi yakınların görevlendirilmesi haberleri gündemden düşmüyor. Bu tür uygulamalar, liyakat esasını zedeliyor ve akademik ortamı olumsuz etkiliyor.

Uluslararası raporlar da bu gerilemeyi doğruluyor. "University Autonomy in Europe" raporuna göre, üniversite özerkliği açısından 35 ülke arasında en alt sıralarda yer alınıyor; hatta öğrenci sayısı sınırlı olan İzlanda'nın bile gerisinde kalınıyor. Bu durum, akademik baskı ve liyakatsiz atamaların bir sonucu olarak yorumlanıyor. Yükseköğretim Kurulu'nun 2028 stratejik planında ise uluslararası rekabet, yenilikçilik, kalite, şeffaflık ve ilk 100 sıralama hedefleri vurgulanıyor. Ancak bu hedefler, mevcut çöküş karşısında gerçekçi bulunmuyor.

2026 AGS ve ÖABT Konu Dağılımları Yayınlandı
2026 AGS ve ÖABT Konu Dağılımları Yayınlandı
İçeriği Görüntüle

Üniversitelerde görev yapan akademisyen sayısı oldukça yüksek: 204 devlet ve vakıf üniversitesinde toplam 186 bin 169 bilim insanı çalışıyor. Bunlardan 39 bin 905'i profesör, 25 bin 761'i doçent, 45 bin 485'i doktor öğretim üyesi. Yaş dağılımına bakıldığında 82 bini 40 yaş altı, 104 bini 40 yaş üstü. Yapay zeka, mühendislik ve uzay bilimleri gibi alanlar ön plana çıkarılmaya çalışılsa da, akademisyenler saçma sapan soruşturmalar ve ekonomik yoksulluktan şikayetçi.

Son beş yılda kariyerlerinin zirvesindeki 20 binden fazla bilim insanı yurt dışına gitti. Buna karşılık 2 bin 906 yabancı akademisyen geldi; en çok İran, Azerbaycan ve Amerika kökenliler. Ayrıca Irak'tan bir, Suriye'den altı profesör dahil edildi. Bu göç dalgası, üniversitelerin ciddi kan kaybı yaşadığını gösteriyor. Beyin göçü, nitelikli araştırmacıların kaybıyla akademik üretkenliği doğrudan etkiliyor.

Akademisyenlerin sesine kulak verildiğinde tablo daha net ortaya çıkıyor. Bir profesör, üniversite çağındaki çocuklarına harçlık veremediğini belirtiyor. Başka biri, eşiyle marketlerde en ucuz ürünleri aramaktan yorulduklarını anlatıyor. Uluslararası rekabette geride kalmamak için bilimsel araştırma yapmak zorlaştığını söyleyenler var. 13 yıldır maaş iyileştirmesi yapılmadığı, kitap bir yana et dahi alınamadığı ifade ediliyor. Önemli bilim insanlarının yurt dışına gittiği, üniversitelerin ağır yara aldığı vurgulanıyor. Hatta bir akademisyen, üniversite yakınındaki dönercinin "Paran yoksa canın sağ olsun" demesi üzerine akademinin kendisi için öldüğünü söylüyor. Sistem, diplomasızlığı ödüllendirir hale geldiği eleştirisi yaygın.

Maaşlar da bu çöküşün önemli bir parçası. Son zamlarla devlet üniversitelerinde profesör maaşları 110 bin ila 132 bin TL arasında, doktor öğretim üyeleri 85 bin ila 95 bin TL, araştırma görevlileri ise 75 bin 804 TL civarında. Yoksulluk sınırı dikkate alındığında birçok akademisyen bu seviyenin altında kalıyor. Öte yandan bazı milletvekilleri, hem aktif hem emekli maaşıyla aylık 450 bin TL'ye ulaşıyor. Bir vekilin maaşı, dört profesör ve altı araştırma görevlisinin toplamına denk geliyor.

Bu karşılaştırmalar, akademik kariyerin değersizleştirildiğini ortaya koyuyor. Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü hatırlatıldığında, nitelikli araştırmacı kalmayınca bilimsel ilerlemenin nasıl sağlanacağı sorusu gündeme geliyor. Kayyumlar, akraba atamaları ve liyakatsizlik, akademik kurulların etkinliğini azaltıyor.

Sonuç olarak, akademik özgürlük ve üniversite özerkliği olmadan yenilikçilik ve uluslararası rekabet mümkün görünmüyor. Ekonomik iyileştirmeler, soruşturmaların azalması ve liyakat esasının yeniden hakim olması gerekiyor. Aksi takdirde beyin göçü hızlanacak, sıralamalar daha da gerileyecek. Bilim insanları, hak ettikleri koşullara kavuşmadıkça bu kriz derinleşecek. Akademinin geleceği, acil ve köklü reformlara bağlı.