Son dönemde küresel ekonomide dikkat çeken gelişmeler, doların uluslararası arenadaki konumunu doğrudan etkiliyor. Özellikle ABD'de Federal Rezerv'in bağımsızlığına yönelik siyasi müdahaleler artarken, Adalet Bakanlığı'nın Fed Başkanı'na yönelik soruşturmaları gündeme damga vuruyor. Bu süreç, dolar endeksinin önemli ölçüde değer kaybetmesine yol açmış durumda. Endeks, kısa süre içinde 110 seviyelerinden 98'e, oradan da 65'e gerileyerek ciddi bir düşüş yaşamış görünüyor. Bu durum, ekonomik verilerden ziyade siyasi faktörlerin ön plana çıktığını gösteriyor. Jeopolitik gerilimler de bu tabloyu güçlendiriyor; İran, Irak, İsrail, Venezuela ve Grönland gibi bölgelerdeki çatışmalar, NATO içindeki çatlaklar (İtalya'nın üs kapatma tehdidi gibi) ve AB'nin tepkileri, belirsizliği artırıyor. Trump'ın Venezuela konusunda kendini lider ilan etmesi gibi açıklamalar da küresel rezervlerde doların payını azaltıyor.

Merkezi bankaların rezerv tercihlerinde tarihi bir değişim yaşanıyor. Toplam 7,9 trilyon dolarlık rezervler içinde ABD tahvilleri 3,9 trilyon dolara gerilerken, altın rezervleri ilk kez 4 trilyon doları aşmış durumda. Bu, ülkelerin ABD tahvillerine olan güveninin azaldığını ortaya koyuyor. Japonya'nın 1,2 trilyon dolarlık tahvil portföyünü satma ihtimali bile ABD ekonomisi için ciddi risk oluşturabilir. İngiltere ve Belçika gibi ülkelerin de benzer pozisyonları var. Petrol fiyatları ise endüstriyel kullanımın 3 bin ham madde üretmesi nedeniyle talepte kalıcı bir artış gösteriyor; fosil yakıtların bitmesi gibi bir senaryo gerçekçi görünmüyor.

Yerel piyasalara bakıldığında ise doların küresel düşüşüne rağmen kısa vadede (2-3 ay) yükseliş baskısı altında olduğu değerlendiriliyor. İthalatın tüketim mallarındaki payı yüzde 8'den 16,5'e çıkarken, sanayi üretimi yeterince artmıyor. 2015'ten beri sanayi üretimi yüzde 75,85 artsa da döviz kurları yüzde 1710, şirket ciroları ise yüzde 3291 yükselmiş durumda. Bu dengesizlik, üretim artışının sağlanamaması nedeniyle ithalata bağımlılığı artırıyor. Enflasyonun temel nedeni parasal genişleme olarak görülürken, verimsiz kamu harcamaları ve kamu bankalarının milyarlarca liralık zararları da etkili oluyor. Döviz kurlarındaki artışın enflasyona yansıması, fiyatların dövizden daha hızlı yükselmesine yol açıyor. Merkez Bankası'nın baskılama politikası sürdürülebilir görünmezken, faiz artırımı veya daha yüksek kur ortamı kaçınılmaz hale gelebilir.

Altın ve gümüş tarafında ise güçlü bir yükseliş beklentisi hakim. Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle fiziki altına talep artarken, göç hareketleri ve demokrasilerin aşınması gibi faktörler portatif zenginlik arayışını tetikliyor. Tarihteki savaşlarda olduğu gibi, insanlar taşınabilir varlıklara yöneliyor. ABD'deki elit kesim bile tahvillerden fiziki altına geçiş yapıyor. Gümüş, endüstriyel talebin (güneş ve rüzgar enerjisi, iletkenlik) yüksek olması nedeniyle daha hızlı yükseliyor. Rafine maliyetlerinin artması ve silahlanma yarışının etkisiyle gümüşün önümüzdeki yıl sonu veya 2027 ilk çeyreğinde 200 dolar seviyelerine ulaşması öngörülüyor. Silahlanma harcamaları küresel çapta hızlanıyor; Almanya 35-40 milyar avrodan 600-700 milyar avroya, Avrupa genelinde ise büyük artışlar söz konusu. Almanya'nın otomotivden savunma sanayine geçişi, çip sıkıntılarını daha da belirginleştiriyor.

Çip teknolojisi konusunda Çin-Tayvan gerilimi kritik önem taşıyor. Çip üretimindeki tekeller (Hollanda, ABD, Tayvan) ve karşılıklı ambargolar, elektronik sistemleri etkiliyor. Gümüşün çip üretiminde kullanımı, Çin'in rafine kapasitesinin yüzde 70'ini elinde tutması gibi faktörler talebi yukarı çekiyor. Yerel ölçekte çip teknolojisinin geliştirilmesi için yurtdışındaki mühendislerin geri çağrılması öneriliyor.

Konut piyasasında 2026 için farklı bir tablo çiziliyor. İnşaat maliyetleri ciddi şekilde yükselirken, birçok bölgede fiyatlar maliyetin altında kalmış durumda. Örneğin Adana'da 1000 metrekare arsada inşa maliyeti 4 milyon TL'ye ulaşırken, Maliye Bakanlığı'nın yaşanabilir konut maliyeti 32 bin TL/metrekare olarak belirleniyor. İstanbul gibi bölgelerde arsa maliyetleri 80 bin TL/metrekareye çıkabiliyor ve toplam maliyet 8-10 milyon TL'yi buluyor. Ancak bu seviyelerin üstündeki konutlar satılamıyor; sadece üst segment alıcılar sınırlı taleplerde bulunuyor. Satışlar düşük seviyede seyrediyor; birinci el yüzde 80-82 pahalı bulunurken, ikinci el ve yeni stoklar sınırlı ilgi görüyor. Kredi kartı kullanımı yüzde 52, kredi mevduatı yüzde 70 artarken, enflasyon yüzde 31 seviyesinde; insanlar temel ihtiyaçlara yöneliyor ve konut alımı ikinci planda kalıyor.

Bu durum, resesyon indicatorslarını güçlendiriyor. Ekonomi küçülürken enflasyon yükseliyor ve bu klasik bir kriz tablosu oluşturuyor. Fiyat artışları resesyona gecikmeli yansıyor; tamamlanmayan projeler ve dengesizlikler piyasayı zorluyor. Premium bölgeler dışında (Etiler gibi) geniş kesimlerde satışlar durma noktasına gelmiş görünüyor.

Selçuk Geçer'den Emekli Maaşları İçin Kritik Uyarı ve Tarih
Selçuk Geçer'den Emekli Maaşları İçin Kritik Uyarı ve Tarih
İçeriği Görüntüle

Genel olarak 2026, küresel belirsizliklerin yerel piyasalara güçlü yansıyacağı bir yıl olmaya aday. Doların çifte etkileri, değerli madenlerdeki yükseliş potansiyeli, konut sektöründeki tıkanıklık ve jeopolitik riskler, ekonomik stratejilerin yeniden şekillenmesini gerektirebilir. Üretim artışı, enflasyon kontrolü ve teknolojik yatırımlar gibi adımlar, dengelerin yeniden kurulmasında belirleyici olacak.

Bu tahminler, parasal genişlemeden jeopolitiğe uzanan geniş bir yelpazede değerlendiriliyor. Yatırım kararları verilirken küresel ve yerel dinamiklerin iç içe geçtiği unutulmamalı. Önümüzdeki aylar, bu öngörülerin ne ölçüde gerçekleşeceğini netleştirecek.

Ekonomik yorumlar, belirsizliğin hakim olduğu bir ortamda dikkatli olmayı işaret ediyor. Hem bireysel hem kurumsal düzeyde risk yönetimi ön plana çıkıyor. Gelişmelerin seyri, tüm paydaşlar için kritik önem taşıyor.