Dünya, çocuklarının geleceğini tehdit eden krizlerle dolu bir yıl daha geride bırakıyor ve bu durum özellikle en savunmasız olan yenidoğanları derinden etkiliyor. Çatışmaların şiddeti, iklim olaylarının yıkıcılığı ve insani yardımlardaki kısıtlamalar bir araya gelerek milyonlarca aileyi zor durumda bırakıyor. Bu yıl doğan bebekler, hayatlarının ilk anlarından itibaren risklerle karşı karşıya kalıyor ve bu tablo uluslararası toplumun dikkatini çekmeyi hak ediyor. Gelişmeler, acil müdahalelerin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösteriyor.
2025 yılında, Kasım sonu itibarıyla yaklaşık 7,7 milyon bebek, dünya genelinde 43 insani kriz ortamında doğdu ve bu rakam günlük ortalama 23 bin bebeğe denk geliyor. Tam yıl için tahminler yaklaşık 8 milyon bebeğin çatışma ve iklim felaketleri gibi krizlerde dünyaya geldiğini işaret ediyor. Bu bebeklerin çoğu çadırlarda, yetersiz donanımlı yerinden edilme kamplarında veya felaket vurmuş topluluklarda doğdu. Anneler, güvenli bir doğum yeri bulmak için tehlikeli yolculuklar yapmak zorunda kalıyor ve bu süreçte hem kendi hayatları hem de bebeklerinin geleceği risk altında kalıyor.
Bu bebeklerin onda yedisi çatışma bölgelerinde veya çatışmadan kaçan ailelerde doğdu ve bu oran beş yıl öncesine göre yüzde 10 artış gösterdi. 2021'de kriz ortamında doğan bebek sayısı 7 milyon civarındayken, 2025'te bu rakam belirgin şekilde yükseldi. Çatışma yaşayan çocuk sayısı 2024'te rekor seviyeye ulaşarak 520 milyona çıktı ve bu çocuklar gıda eksikliği, yardım erişim kısıtlamaları, hastane yıkımları ve kronik stres gibi tehditlerle karşı karşıya. Yenidoğanlar, kaliteli anne ve bebek bakımına erişemediği için hayatta kalma savaşı veriyor.
Sudan ve Gazze gibi bölgelerde durum özellikle kritik; anneler yetersiz beslenme, yardım engelleri ve sağlık sistemlerinin çöküşü nedeniyle büyük riskler taşıyor. İklim felaketleri de sel ve aşırı sıcak dalgalarıyla hamile kadınları güvenli doğum yerleri aramaya zorluyor. Bu krizler, sağlık altyapısını yok ediyor, aileleri yerinden ediyor ve anne-çocukların gıda ile beslenme hizmetlerine erişimini kesiyor. Çoğu anne ve yenidoğan ölümü, nitelikli doğum desteği ve kaliteli sağlık hizmetiyle önlenebilir nitelikte ancak mevcut koşullar bunu engelliyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde çatışmalar sağlık altyapısını tahrip etmiş durumda ve anne-ölüm oranları dünyanın en yüksekleri arasında yer alıyor. Bir anne, komplikasyonlu hamileliğinde ücretsiz tedavi aldığı bir sağlık merkezinde sezaryenle doğum yaparak hayatını ve bebeğini kurtardı. Aksi takdirde evde doğum yapmak zorunda kalacağını ve risklerin çok yüksek olacağını belirtti. Bu tür hikayeler, kriz bölgelerinde desteklerin ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu gösteriyor.
Yemen'de on yılı aşkın çatışma ve ekonomik çöküş, günlük yaklaşık 1800 bebeğin kriz ortamında doğmasına yol açıyor. Yardım kesintileri, ajansların hayat kurtarıcı sağlık ve yetersiz beslenme tedavilerini azaltmasına veya durdurmasına neden oldu. Bir ailede anne, hamileliğinde yeterli gıda bulamayınca bebeği zayıf doğdu ve bebek ağır yetersiz beslenmeye yakalandı. Ancak desteklenen bir sağlık merkezinde tedaviyle bebek hızla iyileşmeye başladı. Bu örnekler, krizlerin nesiller boyu etkisini ve erken müdahalenin önemini ortaya koyuyor.
Uluslararası toplumdan çağrılar yükseliyor; dünya liderleri ve politika yapıcılar, anne, yenidoğan ve çocuk sağlığı programlarına fonları korumalı ve artırmalı. Özellikle ebeler, hemşireler ve toplum sağlık çalışanlarının işe alınması, eğitimi ve istihdamı önceliklendirilmeli. Çatışma ve iklim felaketlerini ele alan acil siyasi adımlar atılmalı, sağlık sistemleri güçlendirilmeli. Yardım kesintilerinin çocukların hayatlarını ilk anlardan tehlikeye atmaması için önlemler alınmalı.
Bu bebeklerin çoğu, hak ettikleri sıcak ve güvenli başlangıç yerine hayatta kalma mücadelesiyle karşılaşıyor. Sağlık sistemleri saldırılar ve kısıtlamalarla yıkılırken, yetersiz hastanelerde doğumlar gerçekleşiyor. İklim şokları hamile kadınları tehlikeli yolculuklara çıkarıyor ve bu riskler doğum sırasında zirve yapıyor. Önleyici müdahaleler maliyet etkili olsa da, fon eksikliği milyonları desteksiz bırakıyor.
Kriz ortamında doğan bebeklerin hikayeleri, küresel dayanışmanın aciliyetini hatırlatıyor. 2024'te hizmetler milyonlarca anne ve bebeğe ulaştı ancak trendler devam ederse ölümler artabilir. Çatışma ve iklimin birleşik etkisi, sağlık hizmetlerini kesiyor ve aileleri köklerinden koparıyor. Ancak güçlendirilmiş sağlık sistemleri ve eğitimli personel ile birçok hayat kurtarılabilir.
Bu yılki veriler, krizlerin çocuklara etkisinin derinliğini gözler önüne seriyor. Bebekler savaş bölgelerinde, mülteci kamplarında veya felaket sonrası topluluklarda doğuyor ve bu koşullar uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açıyor. Uluslararası çabalar artırılmalı, siyasi çözümler bulunmalı ve fonlar korunmalı. Her bebek, güvenli ve besleyici bir başlangıcı hak ediyor.
2025'in bu tablosu, geleceğin nesillerini tehdit eden bir uyarı niteliğinde. Milyonlarca yenidoğan, krizlerin gölgesinde büyüyor ve bu durum sürdürülebilir müdahaleler gerektiriyor. Dayanışma ve etkili programlarla umut korunabilir, çocuklar onurlu bir hayata kavuşabilir. Durumun ciddiyeti, herkesin harekete geçmesini zorunlu kılıyor ve değişim için fırsat penceresi daralıyor.