Siyaset arenasında son dönemde yaşanan hareketlilik, yerel yönetimlerin ötesine geçerek genel bir değişim dalgasının habercisi niteliğini taşıyor. Sandıktan çıkan sonuçlar sadece kazananları değil, kaybedenlerin tutumunu ve halkın gerçek dertlerini yeniden gündeme taşıdı. Sokaktaki vatandaşın sofrasından, Anadolu’nun boşalan köylerine kadar uzanan bu yeni süreçte, sessiz sedasız hazırlanan stratejiler artık gün yüzüne çıkmaya başlıyor.
47 yıl sonra gelen tarihi bir başarıyla, nüfusun %65'inin yönetildiği bölgelerde yeni bir dönem resmen başladı. Demokrasinin sadece kazanılan bir seçimden ibaret olmadığı, asıl sınavın kaybedildiğinde verildiği vurgulanırken; seçilmiş yöneticilere yönelik baskı ve iftira dalgalarının vicdanlarda karşılık bulmadığı ifade ediliyor. Padişahlık değil, milletin iradesinin esas olduğu bu yeni düzende, farklı siyasi partilerden seçilen tüm temsilcilere saygı duyulurken, asıl mücadelenin halkın biriken sorunlarını çözmek olduğu belirtiliyor.
Özellikle Anadolu'nun kalbindeki bazı illerde yaşanan dramatik nüfus düşüşleri, ihmal edilmişliğin en büyük kanıtı olarak sunuluyor. Geçmişte 270 bin olan nüfusun 196 binlere kadar gerilemesi, sanayi tesislerinin, okulların ve hatta kamu kurumlarının birer birer kapatılmasının bir sonucu olarak görülüyor. Yatırımların durduğu, çevre yollarının 15 yıl boyunca tamamlanmadığı bölgelerde halkın göçe zorlandığı gerçeği, rakamlarla gözler önüne seriliyor. Çiftçinin durumu ise ekonomik krizin derinliğini özetliyor; eskiden 1 kilo buğday ile 6 litre mazot alınabilirken, bugün ancak 1 litre alınabilmesi tarımdaki çöküşü simgeliyor.
Bu karamsar tabloya karşı yerel yönetimler bazında hayata geçirilen somut projeler, vatandaşın cebini doğrudan rahatlatmayı hedefliyor. Eğitimden barınmaya kadar dev hedefler koyan yönetimler, bugüne kadar 779 kreş ve 78 öğrenci yurdunu hizmete açmış durumda. Sosyal belediyecilik anlayışıyla, halkın temel gıdaya erişimini kolaylaştırmak için kurulan lokantalarda, dışarıda 250 lira olan 4 kap sıcak yemek sadece 50 liraya sunuluyor. Bu modelin sadece belirli bölgelerle sınırlı kalmayıp, yaygınlaştırılması planlanıyor.
Gıda fiyatlarındaki fahiş artışlara karşı kurulan özel mandıralar ise gerçek bir nefes borusu işlevi görüyor. Piyasada kilosu 1000 lirayı bulan dana kıymanın 550 liraya, 640 liralık kaşar peynirinin 230 liraya ve 280 liralık zeytinin 140 liraya satılması, yerel imkanlarla maliyetlerin nasıl düşürülebileceğini kanıtlıyor. Bu ekonomik başarıların yanı sıra, geçmişte %6 olan oy oranlarının %60'lara kadar yükselmesi, halkın ayrım gözetmeksizin (Alevi, Sünni, Kürt, Türk) kucaklandığı bir siyaset tarzının meyvesi olarak görülüyor.
Gelecek hedeflerinde ise kutuplaşmanın tamamen bitirilmesi ve 2026 yılı işaret edilerek tüm bu yerel başarıların genele yayılması var. Siyasi rekabetin sadece seçim meydanlarında kalması gerektiği, açılışlara rakip partilerin temsilcilerinin de davet edildiği bir nezaket dili hakim kılınmaya çalışılıyor. Amaç, hiçbir çocuğun yoksulluğu miras almadığı, çiftçinin yeniden milletin efendisi olduğu ve refahın her haneye ulaştığı bir düzen kurmak olarak tanımlanıyor.
Demokrasinin ve hizmetin bu yeni yolculuğu, tıpkı bir fidanın toprağa tutunup serpilmesi gibi, yerelden başlayarak tüm toplumu kucaklayacak bir ulu çınara dönüşmeyi vadediyor.




