Teknoloji alanında yerli üretim başarıları sıkça gündeme gelir ve bu tür gelişmeler büyük ilgi çeker. Özellikle insansı robotlar gibi ileri seviye projeler, geleceğin yenilikleri olarak görülür. Ancak bazı iddialar, gerçeklerle örtüşmeyince tartışmalar kaçınılmaz hale geliyor ve kamuoyunda geniş yankı uyandırıyor.
Robogenç olarak bilinen ve Türk mühendisler tarafından geliştirildiği belirtilen robotun aslında Çin merkezli Unitree Robotics şirketinin G1 modeli olduğu ortaya çıktı. Bu robot, internet üzerinden yaklaşık 13 bin 500 dolar gibi bir fiyata satılıyor. Sosyal medya kullanıcılarının tespitleriyle gün yüzüne çıkan bu durum, yerli üretim vurgusunun güvenilirliğini sorgulatıyor. Sunum sırasında robotun kumanda edilmesi ve gençlik temalı etkinlikte öne çıkarılması, konuyu daha da dikkat çekici kılıyor.
Deneyimli bir gazeteci, yaklaşık 40 yıllık meslek hayatında benzeri görülmemiş bir düşük seviye yayıncılık dönemi yaşadığını ifade ediyor. Bu dönemde kibir, nefret, organize suç ve ahlaksızlıkların ön plana çıktığını vurguluyor. 1990'lı yılların Televole kültürüne atıf yaparak, bu kültürün sembolik figürlerini eleştiriyor ve dedikodu mekanizmalarının nasıl işlediğini anlatıyor. Tamar Tanrıyer gibi isimlerin operasyonlar yürüttüğü iddiaları da bu bağlamda dile getiriliyor.
Siyasi arena da eleştirilerden nasibini alıyor. Bilal Erdoğan'ın dini insanların algısını iyileştirme çabalarından bahsedilirken, hükümetin yaklaşımının yetersiz kaldığı belirtiliyor. Dini çevrelerde uyuşturucu ve grup seks gibi ahlaki sorunların yaygın olduğu, ancak sorumluların cezalandırılmadığı öne sürülüyor. Akit Gazetesi gibi yayın organları da organize yapıların parçası olarak nitelendiriliyor.
Muhammed Yakut olayları üzerinden, Metin Güneş ve Ömer Çelik gibi isimlerin Ekrem İmamoğlu'na yönelik operasyonlar düzenlediği iddia ediliyor. Bu operasyonların eşcinsel ilişki suçlamaları veya ihale engellemeleri gibi unsurlar içerdiği söyleniyor. Pandemi döneminde Sarıyer'de İngiliz büyükelçiyle görüşme iddiaları, şüpheli döviz işlemleri ve abartılı medya başlıkları da bu tartışmaların parçası haline geliyor. Hükümet yanlısı hesapların bu tür içerikleri yayarak algı oluşturduğu vurgulanıyor.
Ekonomik zorluklar da kapsamlı biçimde ele alınıyor. Emeklilerin açlık sınırında yaşadığı, eğitim sisteminin çöktüğü, savcı-hakim gerilimleri ve uyuşturucu baronlarının serbestliği gibi sorunlar sıralanıyor. 10 ton kokain ele geçirilmesine rağmen sorumluların bilinmemesi, telefon görüşmelerinin sıklığı ve düşük seviyeli iftiralar dikkat çekiyor. Dilek İmamoğlu'na yönelik iddialar da bu bağlamda yer buluyor.
Bütçe eleştirileri oldukça çarpıcı. 2025 sosyal güvenlik harcamalarında 1 trilyon 540 milyar TL ayrılmasına rağmen yalnızca 1 trilyon 22 milyar TL kullanıldığı, kalan 282 milyar TL'nin akıbetinin belirsiz olduğu belirtiliyor. Emekli maaşlarına yapılan zamların yetersizliği, sokaklarda kalan insanlar, hastane köşelerinde uyuyanlar ve açlık çeken çocuklar örnek veriliyor. Güçlü kesimlerin kaynakları sömürdüğü, sistematik yoksulluk yaratıldığı Stalin'in horoz metaforuyla anlatılıyor.
Gece kulüplerindeki operasyonlar, genç kızların zorla fuhuşa sürüklenmesi ve devlet koruması eksikliği de gündeme geliyor. Mahkeme içindeki silahlı saldırılar, hakimlerin eşleri tarafından hedef alınması gibi olaylar adalet sistemindeki krizleri yansıtıyor. Emniyet atamalarında mezhep ve cemaat etkileri, Menzil ve Nakşibendi gibi grupların rolü tartışılıyor. Engin Dinç'in kariyerindeki skandallar, İstanbul Emniyet Müdürü'nün belirsiz durumu gibi detaylar bürokrasideki sorunları ortaya koyuyor.
Uluslararası projeler de mercek altında. Akkuyu nükleer santralinin Rusya'ya büyük kazanç sağladığı, 207 milyar dolar net kar projeksiyonuyla risklerin tamamen yerel olduğu eleştiriliyor. Suriye Demokratik Güçleri sürecinin tıkanıklığı, genel af olasılığının düşük olduğu ve Mart ayına kadar sürenin bulunduğu belirtiliyor.
Tüm bu eleştiriler, Robogenç robot skandalıyla birleşince medya ve teknoloji etiği üzerine derin sorgulamalar başlatıyor. Yerli üretim iddialarının doğrulanması gerekliliği, yayıncılık standartlarının yükseltilmesi ve toplumsal sorunların gerçekçi ele alınması ihtiyacı ön plana çıkıyor. Bu gelişmeler, geleceğe dair umutları korurken mevcut gerçeklerin yüzleşilmesini zorunlu kılıyor.





