Kur'an'ı anlamaya çalışan herkesin aklına takılan sorulardan biri, meleklerin tam olarak ne olduğu ve nasıl bir varlık yapısına sahip olduğudur. Yıllardır duyduğumuz kanatlı, nurdan yaratılmış, sürekli Allah'ı tesbih eden varlıklar imgesi, gerçekten Kur'an'ın anlattığıyla ne kadar örtüşüyor? Bu konu, hem inanç dünyasında hem de merak eden zihinlerde derin tartışmalara yol açıyor. Peki, ayetler bize ne anlatıyor ve bu kavramın kökeni nereye dayanıyor?

Allah'a ve Peygambere Yapılan İftiralar Derinlemesi
Allah'a ve Peygambere Yapılan İftiralar Derinlemesi
İçeriği Görüntüle

Melek kelimesinin Arapça kökenine indiğimizde, işler daha da ilginçleşiyor. "M-l-k" kökünden gelen bu kelime, temel anlamda "güç, kuvvet, yönetim yetkisi, elçi ve haberci" gibi kavramları ifade ediyor. Kur'an'da geçen "melâike" ifadesi de bu kökten türemiş ve genellikle çoğul olarak kullanılmış. Bu, meleklerin bağımsız, özgür iradeli varlıklar olmaktan ziyade, Allah'ın emir ve yasalarını uygulayan bir tür kuvvetler sistemi olduğunu düşündürüyor. Geleneksel anlatılarda sıkça rastlanan fiziksel özellikler –iki, üç veya dört kanat gibi– aslında ayetlerde sınırlı bağlamlarda geçiyor ve mecazi bir anlatım olarak değerlendirilebiliyor.

Kur'an, melekleri Allah'ın emirlerine mutlak itaat eden varlıklar olarak tanımlıyor. Onlar ne yoruluyor, ne isyan ediyor ne de kendi başlarına hareket edebiliyor. Bu özellikler, meleklerin soyut bir güç veya doğal yasalar şeklinde işleyen bir sistem olduğunu akla getiriyor. Örneğin, yağmuru indiren, rüzgarları yönlendiren, ölüm anını yöneten kuvvetler olarak anılıyorlar. Bu kuvvetler, evrenin işleyişindeki düzenin bir parçası gibi görünüyor. Mikail'in rızık ve tabiat olaylarıyla ilişkilendirilmesi, İsrafil'in sura üflemesi gibi ifadeler, aslında kozmik düzenin belirli aşamalarını temsil ediyor olabilir.

Vahiy sürecinde en önemli rolü oynayan Cebrail ise "güvenilir ruh" veya "güvenilir güç" olarak nitelendiriliyor. Peygambere vahiy getirirken insan suretinde görünmesi, onun bir haberci kuvvet olduğunu ve gerektiğinde algılanabilir bir forma büründüğünü gösteriyor. Bu durum, meleklerin fiziksel bir bedene sahip olmaktan çok, görevlerini yerine getirmek için farklı şekiller alabilen enerji veya kuvvetler olduğunu düşündürüyor. Kur'an'da İbrahim peygambere gelen misafirlerin "melek" olarak anılması da dikkat çekici. Bu misafirler yemek yememiş, insan gibi davranmış ve aslında elçi görevi üstlenmişler. Bu anlatım, melek kavramının bazen insan elçileri de kapsayabilecek genişlikte kullanıldığını ortaya koyuyor.

Bedir Savaşı gibi tarihi olaylarda meleklerin yardıma gelmesi de sıkça merak edilen bir konu. Ayetlerde binlerce meleğin destek için indiği belirtiliyor, ancak bu yardımın fiziksel bir ordu şeklinde mi yoksa moral, psikolojik bir güç mü verdiği tartışılıyor. Müminlerin kalplerine güven indirilmesi, düşmana korku salınması gibi ifadeler, bu yardımı görünmez bir kuvvetin etkisi olarak yorumlamaya imkan veriyor. Meleklerin savaş alanında kılıç sallayan varlıklar olarak tasvir edilmesi, daha çok rivayetlere dayanıyor; Kur'an ise bu yardımı daha soyut bir destek olarak sunuyor.

Kur'an'da meleklerin Allah'ın yanında saf saf durduğu, O'nu tesbih ettiği ve arşını taşıdığı gibi ifadeler de mecazi bir anlatım taşıyor olabilir. "Arşı taşımak" ifadesi, evrenin düzenini, kozmik yasaları ayakta tutmak anlamında kullanılmış. Sekiz melekten bahsedilmesi, kıyamet sürecindeki büyük değişimi yöneten kuvvetlerin sayısını sembolize ediyor olabilir. Bu tür ifadeler, meleklerin evrenin işleyişindeki temel güçler olduğunu ve Allah'ın iradesini kusursuzca uyguladığını vurguluyor.

Meleklerin cinlerden farkı da önemli bir ayrım noktası. Cinler özgür iradeli, yerlerde yaşayabilen ve insanlarla etkileşime girebilen varlıklar olarak anlatılırken, melekler tamamen itaat üzerine kurulu bir sistem içinde. Şeytanın cinlerden olması ve isyan etmesi, meleklerin böyle bir seçeneğe sahip olmadığını gösteriyor. Bu da melek kavramının, doğadaki değişmez yasalar gibi işleyen bir yapıya işaret ettiğini düşündürüyor.

Sonuç olarak, Kur'an'daki melek kavramı, geleneksel mitolojik anlatılardan oldukça farklı bir çerçeveye oturuyor. Onlar ne bağımsız varlıklar ne de duygusal özelliklere sahip kişiler. Aksine, Allah'ın emirlerini eksiksiz uygulayan, evrenin düzenini sağlayan, vahiy getiren ve destek veren kuvvetler olarak karşımıza çıkıyor. Bu bakış açısı, Kur'an'ın bilimsel ve akli yönünü de öne çıkarıyor; çünkü doğa olayları, kozmik düzen ve psikolojik etkiler bu kuvvetlerle açıklanabiliyor. Melek inancı, böylece daha derin ve evrenle bütünleşik bir anlam kazanıyor. Bu konuyu ayetler ışığında düşünmek, inancımıza yeni bir boyut katabilir.