Kamu sektöründe çalışan milyonlarca kişi, yeni yılın başlangıcında maaş düzenlemelerini ve enflasyon verilerini yakından izliyor. Resmi rakamlar ile günlük hayat arasındaki fark, tartışmaları birlikte getirirken, sendikaların sesi de yükseliyor.
KESK Tunceli Şubeler Platformu, 2026 yılının emeğiyle geçinen kesimler için yıkım niteliğinde olacağı yönünde güçlü bir açıklama yaptı. Platform, hükümetin politikalarının sistematik yoksullaştırmaya yol açtığını belirterek, "2026'yı emeğiyle geçinenler için bir yıkım yılına çevirmek istiyorlar" ifadesini kullandı. Bu tespit, maaş artışlarının gerçek enflasyonu karşılamaktan uzak kalmasına dayandırıldı.
Açıklamada, 2025 yılının emekçiler, emekliler ve aileler açısından ağır bir yoksullaşma dönemi olduğu vurgulandı. Gözleri zam fırtınasıyla açtıkları bir yılı geride bıraktıklarını belirten platform, 4 milyon kamu emekçisi ve 2,5 milyon kamu emeklisinin bu politikilerden ciddi pay aldığını kaydetti. Maaş artışlarının TÜİK verileriyle sınırlı tutulması, eleştirilerin merkezinde yer aldı.
TÜİK'in açıkladığı rakamlar detaylı şekilde değerlendirildi. Aralık ayı enflasyonu yüzde 0,89, yıllık enflasyon yüzde 30,89, son altı aylık enflasyon yüzde 12,19 olarak duyurulurken, kira artışlarında esas alınan 12 aylık ortalama enflasyon yüzde 34,88 oldu. Bu verilere göre kamu emekçileri ve emeklileri için yüzde 6,85 enflasyon farkı doğduğu belirtildi. Toplu sözleşme hükümleriyle birlikte 2026'ya ortalama yüzde 12,5 maaş zammıyla başlanacağı hesaplandı.
Platform, bu oranların günlük hayatla örtüşmediğini örneklerle anlattı. Maaşlarda ortalama yüzde 12,5 artış yaşanırken, toplu taşıma ücretlerine yüzde 35, sağlıkta katılım paylarına daha yüksek oranlarda zamlar yapıldığına dikkat çekildi. Kontrat süresi dolan kiracıların ocak ayından itibaren yüzde 34,88 artışla karşı karşıya kalacağı hatırlatıldı. Bu dengesizlik, emekçilerin satın alma gücünü hızla erittiği şeklinde yorumlandı.
Geçmiş yıllara atıf yapılarak eleştiriler derinleştirildi. 2024 yılının Emekli Yılı ilan edilmesine rağmen emeklilerin kuru ekmeğe muhtaç hale getirildiği, 2025'in Aile Yılı olarak duyurulmasına karşın milyonlarca ailenin açlığa mahkum edildiği ifade edildi. 2026'nın ise emeğiyle geçinen tüm kesimler için yıkım yılına dönüştürülmek istendiği uyarısı yapıldı. "Sefalete, köleliğe alışın" mesajı verildiği iddia edildi.
Kaynak tartışması da açıklamanın önemli bir bölümünü oluşturdu. Ücret ve maaş artışlarının düşük tutulması karşısında sürekli "kaynak yok" denildiği ancak ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine ve kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sağlayacak yeterli kaynağın mevcut olduğu savunuldu. Bu kaynakların faiz, teşvik ve hazine garantileri yoluyla bir avuç ayrıcalıklı kesime aktarıldığı eleştirisi getirildi.
KESK Tunceli Şubeler Platformu'nun bu çıkışı, sadece yerel bir tepki olmaktan çıkıp ülke genelindeki benzer memnuniyetsizliklerin bir yansıması haline geldi. Emekçilerin yoksulluğa teslim olmayacağı mesajı verilirken, gerçek enflasyonun resmi verilerin çok üstünde olduğu vurgusu tekrarlandı. Zamların yaşam maliyetlerini karşılamaktan uzak kalması, geniş kesimlerde huzursuzluk yaratıyor.
Açıklamada, yıllardır süren yoksullaştırma politikalarının emeğiyle geçinen milyonları ezdiği belirtildi. Maaşların her ay erimesi, yoksulluğun günden güne artması gibi unsurlar öne çıkarıldı. Bu sürecin 2026'da daha da ağırlaşacağı öngörüsü, platformun temel kaygısını oluşturdu.
Emekçiler adına yapılan bu uyarı, önümüzdeki dönemin ekonomik görünümüne dair ciddi soru işaretleri doğuruyor. Maaş zam oranlarının enflasyon karşısında yetersiz kalması, günlük harcamalardan kira ve faturalara kadar her alanda zorlukları artırabilir. Platformun mesajı, insanca yaşama talebinin güçlü bir ifadesi olarak değerlendiriliyor.
Bu tür sendika açıklamaları, kamu emekçilerinin ve emeklilerin hak arayışını sürdürme kararlılığını gösteriyor. 2026 yılının maaş politikaları ve zam oranları, geniş kesimlerde yakın takibin konusu olmaya devam edecek. TÜİK verilerinin güvenilirliği tartışması da gündemde kalmayı sürdürüyor.
KESK Tunceli'nin vurguladığı yıkım yılı uyarısı, ekonomik adalet arayışının yeni bir aşamasını işaret ediyor. Emekçilerin sesi, politika yapıcılara önemli mesajlar içerirken, önümüzdeki aylar bu konuda yeni gelişmelere sahne olabilir. Gündemdeki bu eleştiriler, milyonların ortak kaygılarını yansıtıyor.




