Tarihin sayfalarında defalarca tanık olunan sahneler yeniden yaşanıyor. Beklenmedik hamleler, umulmayan kararlar ve dehşet verici eylemlerle dolu bir süreç izleniyor. Sivil halkın üzerine atom bombası atılarak bir imparatorluğun diz çöktürülmesi, petrol kaynaklarına göz dikilen bir ülkenin liderinin eşiyle birlikte yatak odasından kaçırılması gibi olaylar, tarihin arşivlerinde yerini almış durumda. En yakın örnekte ise kendini bir ülkenin geçici başkanı ilan etme girişimi dikkat çekiyor.

Bu tür eylemler genellikle vurarak, öldürerek ve bombalayarak gerçekleştiriliyor. Demokrasi ve serbest piyasa modeli getirileceği iddia edilse de, uygulamada bu vaatler hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Irak, Afganistan ve Libya örneklerinde görüldüğü gibi, müdahalelerden sonra ne demokrasi ne de zenginlik o ülkelere uğramıyor. Şimdi benzer senaryolar Suriye, Gazze ve Venezuela için gündemde. Bu müdahalelerin bölgeye ve dünyaya ne getireceği ise yakından izleniyor.

İran halkı, mevcut rejimi değiştirmek için meydanları doldurarak "diktatöre ölüm" sloganları atıyor. Eğer bu değişimi emperyalist güçlere bırakmadan, kendi içinden çıkacak vatansever liderler ve kadrolarla başarabilirse, bu süreç sadece İran için değil, tüm bölge ve insanlık için önemli dersler içerecek. İran şu anda yeni bir devrime gebe gibi görünüyor.

Oreşnik Hipersonik Füze: Durdurulamayan Rus Tehdidi Alarm Zilleri Çaldırıyor
Oreşnik Hipersonik Füze: Durdurulamayan Rus Tehdidi Alarm Zilleri Çaldırıyor
İçeriği Görüntüle

1979 yılında Şahlık rejimine karşı başlatılan Ayetullah Devrimi, o dönemde halkın tahmin edemediği kanlı sonuçlar doğurdu. Ayetullahlar, kendilerini Allah'ın işareti olarak görüyor ve Velayet-i Fakih teorisine dayanarak yönetim hakkını sadece kendilerinde topluyorlardı. Bu teori Humeyni tarafından geliştirilmiş, Fransa'dan dönen Humeyni devrimin lideri olmuş ve teoriyi anayasaya dönüştürmüştü.

Devlet, meclis, ordu, yargı, uzmanlar kurulu, devrim muhafızları, cumhurbaşkanı, basın, istihbarat ve hatta sivil silahlı güçler tamamen bu lidere bağlandı. Müçtehit konumuna yükselen lider, yayımladığı fetvalarla ağzından çıkan her sözü kanunlardan ve halk oyundan daha üstün hale getirdi. Böylece İran halkı, Şahlık düzeninden kurtulduktan sonra teokratik tek adam yönetimine geçti. Bu rejim döneminde binlerce kişi idam edildi, on binlerce kişi hapsedildi, milyonlarca insan ise ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

47 yıl sonra gelinen nokta oldukça çarpıcı. Son araştırmalara göre İranlıların yüzde 60'tan fazlası dini lidere güvenmediğini ifade ediyor. Yüzde 70'e yakını devlet ile dinin ayrılması gerektiğini savunuyor. Özellikle 30 yaş altındaki gençler ise dini devletin baskı aracı olarak gördüğünü belirtiyor.

Halkın isyanının temel nedenlerinden biri ağır ekonomik kriz. Bu krizde dış yaptırımlar, ambargolar ve baskılar etkili olsa da, güçlerin tek elde toplandığı sistemin yarattığı yönetim zaafiyeti de büyük rol oynuyor. Eğer İran'da güçler ayrılığı ilkesiyle işleyen bir sistem olsaydı, bu tür kanlı krizler sık sık yaşanmazdı.

Emperyalist güçler yeni bir dönem başlatmış görünüyor. İran halkının rejime baş kaldırması da tam bu döneme denk geldi. Gerilim sürekli artıyor, ip sürekli geriliyor ve kopma noktasına yaklaşılıyor. Dünya, yeni bir büyük savaşa doğru mu sürükleniyor? Bu soru, herkesin yakından takip etmesi gereken bir gelişme olarak önümüzde duruyor.