Suriye'nin kuzeybatısındaki gelişmeler, bölgesel istikrarı doğrudan etkileyen bir nitelik taşıyor. Özellikle Halep kentinde son dönemde yaşanan olaylar, uzun süredir devam eden kırılgan dengeleri yeniden sorgulatıyor. Taraflar arasındaki iletişim kanallarının açık olmasına rağmen, sahadaki hareketlilik endişe verici boyutlara ulaşmış durumda.
Halep'in kuzey mahallelerinde, Şeyh Maksud ve Aşrafiye bölgeleri çevresinde yoğun çatışmalar yaşanıyor. Şam yönetimi yetkilileri, SDG güçlerini yerleşim alanlarına yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Bu iddialara göre, SDG'nin İHA fırlatma noktaları ve ağır silah kullanımı, sivil bölgeleri hedef alıyor. Karşılık olarak sınırlı askeri operasyon başlatıldığı belirtilirken, operasyonun amacı terör unsurlarına karşı mevzilerin temizlenmesi olarak tanımlanıyor.
SDG tarafı ise tamamen farklı bir tablo çiziyor. Yapılan açıklamalarda, Şam'a bağlı güçlerin Kürt mahallelerine yönelik bombardıman başlattığı vurgulanarak, saldırılarda sivillerin hedef alındığı öne sürülüyor. SDG, 8 sivilin hayatını kaybettiğini duyururken, yaşananların meşru müdafaa kapsamında değerlendirildiği ifade ediliyor. Tarafların karşılıklı suçlamaları, olayların başlangıç noktasına dair net bir consensus oluşmasını engelliyor.
Çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte can kayıpları artıyor. Farklı kaynaklara göre, son günlerde en az 4 ila 9 kişi hayatını kaybederken, yaralı sayısı 15'i aşıyor. Ölenler arasında sivillerin yanı sıra askeri unsurlar da bulunuyor. Deyr Hafir hattı ve Halep'in doğu kesimleri, çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgeler olarak öne çıkıyor. Ağır silah sesleri ve patlamalar, kent sakinlerini derin bir kaygıya sevk ediyor.
Göç dalgası, gerilimin en somut sonuçlarından biri haline geldi. Şam yönetimi yetkilileri, 45 binden fazla kişinin Halep şehrini terk ettiğini açıkladı. Sivil Savunma ekipleri, kötüleşen insani koşullar nedeniyle yüzlerce kişinin tahliye edildiğini bildiriyor. Mahallelerden çıkan aileler, daha güvenli bölgelere sığınmaya çalışıyor. Bu durum, zaten kırılgan olan insani tabloyu daha da zorlaştırıyor.
Arka planda, Şam yönetimi ile SDG arasında daha önce varılan anlaşmaların uygulanması konusunda görüşmeler devam ediyordu. Ancak sahadaki gelişmeler, bu sürecin sekteye uğradığını gösteriyor. HTŞ unsurlarının da bölgede etkin olması, çatışma dinamiklerini karmaşıklaştırıyor. Bazı raporlar, HTŞ ile SDG arasında da ayrı gerilimler yaşandığını belirtiyor.
Uluslararası toplum, gelişmeleri yakından izliyor. Çatışmaların yayılma riski, bölgesel aktörleri tedirgin ederken, sivillerin korunması çağrıları yapılıyor. İngiltere gibi ülkelerden gelen açıklamalar, insani durumun kötüleşmesine dikkat çekiyor. Taraflara itidal tavsiye edilirken, diyalog kanallarının yeniden güçlendirilmesi öneriliyor.
Halep'teki mahallelerin demografik yapısı, çatışmaların hassasiyetini artırıyor. Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeler, uzun yıllardır özerk yönetim altında bulunuyor. Şam yönetiminin entegrasyon çabaları, sahadaki dirençle karşılaşıyor. Bu durum, yerel güvenlik güçlerinin tepkisini tetikliyor ve döngüsel şiddet riskini yükseltiyor.
Saldırı iddialarının detayları, tarafların propaganda unsurlarıyla da şekilleniyor. Şam'a bağlı medya organları, SDG'yi yerleşimlere roket atmakla suçlarken, SDG kaynakları bombardıman görüntüleri paylaşarak sivillere yönelik saldırıları belgelemeye çalışıyor. Bağımsız doğrulama zor olsa da, her iki tarafın da kayıplar verdiği kabul ediliyor.
Bölgedeki hava sahası kontrolü de tartışma konusu. Şam yönetimi, belirli unsurların hava sahasını ihlal ettiğini öne sürerek ek tedbirler alıyor. Bu gelişmeler, çatışmaların boyut değiştirebileceği endişesini doğuruyor. Askeri kaynaklar, operasyonların sınırlı tutulacağını vurgulasa da sahadaki gerçeklik daha karmaşık bir tablo sunuyor.
İnsani yardım kuruluşları, acil müdahale çağrısında bulunuyor. Yaralıların tedavisi ve temel ihtiyaçların karşılanması, öncelikli konular arasında yer alıyor. Tahliye koridorlarının güvenliği, sivillerin korunması açısından kritik önem taşıyor. Uluslararası gözlemcilerin bölgeye erişimi, şeffaflık açısından talep ediliyor.
Halep'in tarihi ve stratejik konumu, yaşananların bölgesel yansımalarını artırıyor. Kentin kontrolü, kuzey Suriye'deki güç dengelerini doğrudan etkiliyor. Tarafların karşılıklı suçlamaları, kısa vadede ateşkes ihtimalini zayıflatıyor. Ancak uzun vadeli entegrasyon görüşmeleri, kalıcı çözüm için tek umut kaynağı olarak görülüyor.
Sonuç olarak, Halep'teki gerilim, Şam yönetimi ile SDG arasındaki karşılıklı suçlamalarla birlikte tırmanışa geçmiş durumda. Çatışmaların sivil kayıplara yol açması ve göç dalgası yaratması, acil diyalog ihtiyacını ortaya koyuyor. Bölgedeki gelişmeler, hem yerel hem uluslararası aktörler tarafından dikkatle takip edilmeye devam edecek. Barışçıl çözümlerin önceliklendirilmesi, daha fazla kaybın önlenmesi açısından vazgeçilmez görünüyor.




