Küresel finans piyasaları, merkez bankalarının para politikası adımlarını yakından izlemeye devam ediyor. Özellikle ABD ekonomisinin yönü, uluslararası yatırımcıların stratejilerini doğrudan etkileyen bir faktör olarak öne çıkıyor. Son dönemde yapılan açıklamalar, faiz oranlarındaki olası değişikliklere dair yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
Fed Governörü Stephen Miran, 2026 yılında önemli bir faiz indirimi beklediğini ifade etti. İşgücü piyasasını canlandırmak amacıyla yaklaşık 150 baz puanlık bir indirim öngördüğünü belirten Miran, mevcut para politikasını kısıtlayıcı olarak nitelendirdi. Bu görüş, enflasyon trendlerinin hedefe yakın seyretmesinden kaynaklanıyor.
Miran'ın değerlendirmelerine göre, çekirdek enflasyon muhtemelen yüzde 2,3 seviyesinde ilerliyor. Bu oran, Fed'in hedefiyle uyumlu bir tablo çizerek daha fazla indirim alanı yaratıyor. Orta vadede genel enflasyonun seyrini belirleyen iyi bir gösterge olarak görülen çekirdek enflasyon, politika yapıcılara esneklik sağlıyor.
Bloomberg TV'ye konuşan Miran, beklentisini net bir şekilde dile getirdi. Yaklaşık bir buçuk puanlık indirim öngördüğünü vurgulayan Miran, bunun büyük kısmının enflasyon görüşünden kaynaklandığını kaydetti. Çekirdek enflasyonun hedefe çok yakın seyretmesi, indirimlerin gerekçesini güçlendiriyor.
Fed yetkilileri arasında faiz politikası konusunda görüş ayrılıkları devam ediyor. Son üç toplantıda çeyrek puanlık indirimler yapılmasına rağmen, 2026 için ne kadar gevşeme olacağı konusunda consensus sağlanmış değil. Giderek artan sayıda yetkili, enflasyon ve istihdam verilerini daha fazla izleyerek faizleri sabit tutmayı savunuyor.
Politika yapıcıların medyan tahmini, 2026 yılı için yalnızca bir çeyrek puanlık indirim yönünde şekilleniyor. Buna karşılık yatırımcılar, en az iki puanlık bir gevşeme bekliyor. Bu fark, piyasa ile Fed arasındaki beklentı uyuşmazlığını ortaya koyuyor.
Miran, Eylül ayında Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi başkanlığından ayrıldıktan sonra Fed yönetimine geçti. Bu geçişten itibaren agresif faiz indirimleri çağrısında bulunan Miran, işgücü piyasasındaki potansiyeli vurguluyor. İstihdam edilebilecek yaklaşık bir milyon Amerikalının bulunduğunu belirten Miran, bu kişilerin iş bulmasının istenmeyen enflasyona yol açmayacağını savunuyor.
İşgücü piyasasının canlandırılması, indirim beklentisinin temel gerekçelerinden biri olarak öne çıkıyor. Mevcut kısıtlayıcı politika, istihdam büyümesini sınırlarken, indirimler bu baskıyı hafifletebilir. Miran'ın görüşleri, Fed içindeki şahin ve güvercin kanatlar arasındaki dengeyi de yansıtıyor.
Enflasyon dinamikleri, faiz kararlarının en kritik belirleyicisi olmayı sürdürüyor. Çekirdek göstergelerin hedefe yakınlığı, politika yapıcılara indirim için alan bırakıyor. Bu durum, 2026'nın para politikası görünümünü daha dovish bir yöne taşıyabilir.
Yatırımcı beklentileri ile resmi tahminler arasındaki fark, piyasa volatilitesini artırıyor. İki puanlık indirim öngörüsü, risk iştahını desteklerken, medyan tahminin sınırlı kalması temkinli bir yaklaşımı işaret ediyor. Bu uyuşmazlık, önümüzdeki toplantılarda odak noktası olacak.
Miran'ın görev süresi bu ay sona eriyor. Fed'de kalıp kalmayacağı belirsizliğini koruyan Miran, agresif indirim çağrılarını sürdürmesiyle dikkat çekiyor. Görev sonrası planları, piyasa yorumcuları tarafından yakından izleniyor.
Para politikası kısıtlayıcılığının azaltılması, ekonomik büyümeyi destekleyecek bir adım olarak değerlendiriliyor. İşgücü piyasasındaki boşlukların doldurulması, enflasyon riski yaratmadan mümkün görünüyor. Bu denge, indirimlerin zamanlamasını ve boyutunu belirlemede kilit rol oynayacak.
Küresel ekonomideki belirsizlikler, Fed kararlarını daha da önemli hale getiriyor. Enflasyonun kontrol altında tutulması ile istihdam maksimizasyonu arasındaki trade-off, politika yapıcıların önceliklerini şekillendiriyor. Miran'ın 150 baz puanlık tahmini, bu dengeyi dovish tarafa çeken bir görüş olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Fed'in 2026 faiz politikasına dair beklentiler çeşitlilik gösteriyor. Stephen Miran'ın 150 baz puan indirim öngörüsü, işgücü piyasası ve enflasyon verilerine dayalı güçlü bir argüman sunuyor. Yatırımcılar ile resmi tahminler arasındaki fark, önümüzdeki dönemde piyasa hareketlerini etkileyecek. Para politikasındaki olası gevşeme, ekonomik toparlanmaya katkı sağlayacak potansiyel taşıyor.




