Kentin günlük yaşamını doğrudan etkileyen su kaynakları, son dönemde yoğun tartışmalara konu oluyor. Özellikle yönetim değişiklikleri sonrası ortaya çıkan sorunlar, siyasi boyut kazanarak kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş, kenti susuz bırakmakla suçlanıyor. Bu eleştiriler, halkı etkilemek amacıyla abdest suyu bile bulamama tehdidiyle destekleniyor. Ancak bu yaklaşımın arkasında daha derin bir telaş yatıyor.
Siyasi anketlerde Mansur Yavaş'ın önde görünmesi, rakiplerini rahatsız ediyor. Son ankette Yavaş yüzde 63.2, rakibi ise yüzde 36.8 oy alıyor. Bu tabloyu değiştirmek için su sorunu altın fırsat olarak görülmüş durumda.
Eğer dürüst bir yaklaşım sergilenseydi, eski Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek devreye girebilirdi. Gökçek, ANKAPARK'ı işletmeye talip olarak başvuruda bulunabilirdi. Bu işletme, 801 milyon dolar harcanarak kurulmuş ancak enkaz haline gelmiş bir proje olarak nitelendiriliyor.
Gökçek'in bu talebi kabul edilse ve ANKAPARK'ı karlı hale getirebilseydi, yönetim başarısı kıyaslaması yapılabilirdi. Kimin becerikli, kimin yetersiz olduğu netleşirdi. Ancak bu yol tercih edilmedi.
Bunun yerine su kıtlığı üzerinden beceriksizlik suçlaması yapılıyor. Ankaralılar, su sorununa kimin sebep olduğunu değerlendirebilecek bilinçte görülüyor. Küresel iklim değişikliği, aşırı sıcaklar, kuraklık ve buharlaşma tüm dünyayı etkiliyor.
Bu etkiler, yalnızca belirli belediyelerde değil, farklı parti yönetimlerindeki kentlerde de su sıkıntısı yaratıyor. Elazığ, Kayseri, Konya gibi şehirlerde benzer sorunlar yaşanıyor. Baraj inşası yetkisi ve imkanları tartışılırken, DSİ'nin önerdiği projeler gündeme geliyor.
Mansur Yavaş, DSİ'nin önerdiği 16 projeyi tamamladıklarını belirtiyor. Buna karşın, milyonlarca vatandaşın susuzluğa mahkum edildiği iddiasıyla eleştiriler sürdürülüyor.
Ankara'nın suyuna bakmak, geçmişteki vaatleri hatırlatıyor. Eski yönetim döneminde bir baraj açılışında, "2050 yılına kadar su sağladık" denilmişti. Ancak bugün o baraja su gelmediği gözlemleniyor.
Su, her haline hafızasında kaydediyor. Buhar, yağmur, buz, sel olarak dönüştüğü süreçleri unutmadan saklıyor. Ankara'nın suyu da yapılanları ve yapılmayanları eksiksiz hatırlıyor.
Küresel iklim değişikliğinin pençesindeki bu tablo, yalnızca yerel bir yönetim sorunu olmaktan çıkıyor. İnşaat odaklı büyüme modelleri, betonlaşma ve rant öncelikleri, su kaynaklarını zorluyor.
Sonuç olarak, su tartışmaları siyasi hesaplaşmalara dönüşürken, gerçek nedenler iklim değişikliği ve geçmiş yönetim kararlarında yatıyor. Suyun hafızası, vaatlerin ve uygulamaların kıyaslanmasını mümkün kılıyor. Bu durum, kent yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik ihtiyacını bir kez daha ortaya koyuyor.