Kamu çalışanları, yeni yılın ilk günlerinde maaşlarında uygulanacak artışları yakından takip etti. Enflasyon verilerinin açıklanmasıyla zam oranları kesinleşti ve bu gelişme, milyonlarca kişiyi ilgilendiren önemli bir tartışma başlattı.

Eğitim Gücü Sen Genel Başkanı Abdulbaki Özat, açıklanan maaş zammına sert tepki gösterdi. Özat, bu artışın kamu emekçisini yoksulluğa mahkûm eden bir tercihin sonucu olduğunu belirtti. Sendika lideri, zam oranlarının gerçek yaşam maliyetlerini karşılamadığını vurgulayarak, alım gücündeki erimenin devam ettiğini ifade etti.

Açıklanan verilere göre, memur maaşlarına toplu sözleşme gereği yüzde 11 zam uygulanacak. Buna enflasyon farkı eklenince toplam artış yüzde 18,6 seviyesine ulaştı. İlk bakışta önemli görünen bu oran, sendikalar tarafından gerçek enflasyonun altında kaldığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Günlük harcamalardaki hızlı yükseliş, bu zammın yeterli olmadığını gösteriyor.

En düşük memur maaşı, aile yardımı dahil olmak üzere yaklaşık 60 bin lira civarına yükseldi. Ancak dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı, son araştırmalara göre 98 bin liranın üzerine çıkmış durumda. Bu fark, birçok kamu emekçisinin maaşının yoksulluk seviyesinin altında kaldığını ortaya koyuyor. Sendikalar, bu açığın kapanması için ek düzenlemeler talep ediyor.

Özat'ın açıklamalarında dikkat çeken bir diğer unsur, zammın siyasi bir tercih olduğu vurgusu. Sendika başkanı, artışın emekçilerin refahını değil, belirli ekonomik yaklaşımları önceliklendirdiğini savundu. Bu durum, geçim zorluğunu artırırken, özellikle eğitim sektörü çalışanları gibi geniş grupları olumsuz etkiliyor.

Diğer sendikalar da benzer eleştiriler getirdi. Büyük konfederasyonlar, yüzde 18,6'lık zammı yetersiz bulduklarını açıkladı ve refah payı gibi ek iyileştirmeler istedi. Bazı liderler, eylemlerin gündeme gelebileceğini belirterek, geçmiş kayıpların telafisi için daha kapsamlı adımlar atılması gerektiğini dile getirdi.

Zam hesaplama yöntemi de yoğun tartışma konusu oldu. Toplu sözleşmede belirlenen yüzde 11'lik oran, enflasyon farkıyla birleşse de piyasa gerçekleriyle uyuşmuyor. Gıda, barınma, ulaşım ve enerji giderlerindeki artışlar, maaş iyileştirmesini büyük oranda nötrleştiriyor. Kamu çalışanları, özellikle büyük şehirlerde bu baskıyı daha fazla hissediyor.

Aile sorumluluğu taşıyan memurlar için tablo daha zorlayıcı. Çocuk ve eş yardımları gibi ek ödemeler mevcut olsa da, genel durumu değiştirmeye yetmiyor. Yoksulluk sınırının 98 bin lirayı aşması, maaşların bu seviyeye ulaşmasının bile yeterli olmayacağını gösteriyor. Sendikalar, seyyanen zam veya benzer mekanizmalarla desteklenme çağrısı yapıyor.

Geçmiş dönemlere göz atıldığında, memur maaş artışlarının enflasyon karşısında genellikle geride kaldığı dikkat çekiyor. 2025'te yaşanan yüksek enflasyon, 2026 zammını da şekillendirdi. Ancak sendikalar, bu oranın kayıpları karşılamak yerine sadece sınırlı bir rahatlama sağladığını savunuyor. Öğretmen, sağlık personeli, güvenlik görevlisi gibi meslek grupları bu eleştirilerde ön plana çıkıyor.

Gelecek süreçte gelişmeler merak ediliyor. Sendikalar, hükümetten ek zam taleplerini sürdüreceklerini belirtiyor. Bazı konfederasyonlar, daha geniş çaplı eylemlerin masada olduğunu açıkladı. Bu tepkiler, zam oranlarının yeniden değerlendirilmesine yol açabilir mi, yoksa mevcut düzenleme mi devam edecek, önümüzdeki günler belirleyecek.

Döviz Kurlarında Sınırlı Dalgalanma Devam Ediyor
Döviz Kurlarında Sınırlı Dalgalanma Devam Ediyor
İçeriği Görüntüle

Kamu emekçilerinin alım gücünü koruma çabası, sadece bireysel değil toplumsal bir konu haline geldi. Maaş artışlarının gerçek hayat koşullarıyla uyumlu olması, ekonomik denge açısından da kritik önem taşıyor. Sendikaların artan tepkileri, bu tartışmanın büyüyeceğine işaret ediyor.

Sonuç olarak, 2026 memur maaş zammı açıklanan oranlara rağmen memnuniyet yaratmadı. Sendikalar, artışın yetersizliğini ve yoksulluğu derinleştirdiğini vurguluyor. Kamu çalışanları, daha etkili iyileştirmeler için seslerini yükseltmeye devam ediyor. Bu süreç, geniş kesimleri ilgilendirmeyi sürdürecek.